..insanları iki şekilde etkisiz hale getirebilirsiniz; birincisi, ‘güvenlik zafiyeti yaratarak!. ikincisi, ‘sağlık’ endişesi yayarak!.

Salgınla ilgili bilgi kirliliği ile baş etmenin imkansız olduğu ortadadır; ancak yine de ‘büyük kalabalıklar’ın tüm bu bilgi kirliliği, yanlış yönlendirme ve medya organlarının ‘panik’ ve ‘kaos’ ortamını kalıcı kılma çabaları sonuçlarını vermeye başlamıştır. Büyük kalabalıkların içinde yer alan her bireyin ‘sistem’in devamı için kendisini görevli ‘sayması’nın (zannetmesi) dışında, tehlikenin büyüklüğü ve zaman içerisinde neye ve nereye evrileceği konusunda, -yine- ‘büyük kalabalıklar’ın hiçbir şeyden haberi olmadığı açıktır..

Her ülke kendi yerel ve bölgesel sorunları ile uğraşırken; yine ‘sığ’ milliyetçilik akımları ile sözde kendi insanlarının çıkarlarını gözetir şekilde ve her haliyle ‘yeni nesil muhafazakar’ kitleler arasında kurulan sahte bağlar ile oyalanırken.. insanlığa kurulan ‘tezgah’ son aşamasındadır!. büyük çoğunluğun anlamadığı, ya da anlamlandıramadığı budur.

..salgın bahanesi ile maske kullanımının ve aşırı ‘hijyen’ tavsiyelerinin; neden sonra ‘bağışıklık sistemine’ vereceği zararlar anlatılmamakta.. anlatanlar, ya da anlatmaya çalışanlar tüm medya, sosyal mecralar ve her alanda yasaklarla engellenmektedir.. ‘büyük kalabalıklar’a bu gerçekleri anlatmak, kabul ettirmek zordur ve hatta çoğu zaman, imkansızdır..

..her insan (birey olarak) öğretmeninden doktoruna ‘SYSTEM’ devamı için ‘algı operasyonları’na boyun eğecek, ‘inanç kurumları’ (başta semavi olduklarını iddia eden üç din) her türlü müdahaleyi ve ‘yapay seçilim’ konularını ‘tanrının laneti’ yorumları ile taraftarlarına kabul ettirerecek!..

..doğal seçilim ‘evrim’dir!. yapay seçilim ise, kendilerini mitsel bir kahraman olan ‘tanrı’ figürü yerine koyan ‘küreselciler’in geçmişten bu yana insanlığa oynadıkları bir oyundur!. hedef insan ‘dna’sıdır; bunu da öncelikle beslenme zincirine müdahale ile (gdo-gmo) yaparken, diğer yandan ‘nüfus kontrolü’ bahanesi (ki ‘büyük kalabalıklar’ ne denli fazla olduklarına ve gezegenin artık yetmeyeceği fikrine de inandırılmışken.. elbette her birey kendisini ‘ayrı’ tutarak..) ve kaynakların yetersizliği, küresel ısınma vesaire konular..

..enteresandır, tüm bunlardan sorumlu olanlar; ‘dünya’yı ve insanlığı hizaya sokma peşindeler!. hem de kendilerinde olan sorumluluğu hiçe sayarak!. ve son yüz yılda yaratılan -inançlı-inançsız- hiç fark etmez, ‘modern insan’ (sözde) her türlü ‘algı operasyonuna’ açık bırakılmışken..

..belki bizim neslimiz görmese de; yine de insanlık tarihi bakımından çok yakın bir gelecekte bir iki video gösterimi ile ‘mesih’in geldiğine (indiğine).. ki fazlaca inanç kurumları ile haşır-neşir olmayanlar dahi inandırılacaktır.. tehlike sanılandan ve beklenenden büyüktür; ki bu hadise bazılarının bilip-bilmeden habire tekrarladığı üzere illuminati-millimunati gibi ‘sığ yaklaşımlar’dan.. ya da bir kaç aile işi değildir, yakın tarihle bağlantılıdır; ancak, geçmişi Sümer’lerden ve dahi yazılan tarih aralığında yeri olmayan..

..yani kısaca -kayıp zaman aralığı- milyon yıllık geçmişlere uzanan ve dahi, önce mitler ve sonrada dinler tarihince yazılan ve elbette geçmişten geleceğe pek çok şekli ile tahrif edilmiş ‘bilgi kırıntıları’nın anlattığı üzere.. tanrı-şeytan ikilemi üzerine kurgulanmış olan bitmeyen bir ‘hikaye’.. savaşın devamıdır… şimdi bazılarına çok ‘uç’ gelecek belki; ancak, bugünlerde çok revaçta olan ”Mars One” projesi de bu hikayenin belki başlangıcını.. belki de sonunu temsil etmektedir!.

..belki de cennetten kovulma hikayesinin ardında yatan ‘giz’, bizim bu gezegene sonradan geldiğimiz gerçeğidir!. bu ve benzeri konulardaki en yakın tarihi dokümanlar Sümer’lerde tükenmektedir.. sonrası ise; elbette yakın tarih bakımından mitlerin dinlere dönüşmesi ile bugünlere ulaşmıştır.. ve fakat tüm gerçeklerden arındırılarak ve sadece ‘tinsel’ ritüeller olarak!.

..bu da düşünen insan yerine, düşünmeden bilinmezlik üzerine ‘biat’ (itaat) kültürünü yerleşik kılmıştır.. geçmişle bağ burada kopmuştur; cennet-cehennem, adem-havva ve benzeri ikili simgesel anlatımlar olduğu şekli ile; ve sadece ölümden sonraki hayat çerçevesinde değerlendirilmiş ve ihtiva ettikleri derinlik ‘sığ’laştırılarak ortadan kaldırılmıştır.. kaldı ki, bu ve benzeri ikilemlerin bilinen dinler tarihinden çok önce de var olduğu, araştırmacılar için gerçektir.. bunların en yakını olan ‘zerdüşlük’ inancı incelenirse benzerlikler açıkça görülür.. bu bakımdan ‘Göbekli Tepe’ ve tarihi çok iyi incelenmeli ve bağımsız araştırmacılarla yakın tarih gerçekleri ortaya çıkarılmalıdır.. Göbekli Tepe’nin Urfa’da bulunmuş olması!. Şanlıurfa’nın ‘peygamberler şehri’ olarak adlandırılması ve semavi olduğu söylenen üç dinin ‘paylaşamadığı İbrahim peygamber’in bazı kaynaklara göre, yine Urfa doğumlu olması.. (ben daha ziyade Hindistan kökenli olduğu -coğrafi anlamda- yönündeki iddiaları daha gerçekçi bulmaktayım).. (yine bazı kaynaklar İbrahim peygamberin Sümer’li olduğunu yazsalar da bu oldukça zorlama bir yaklaşımdır)

..ancak Göbekli Tepe de dahil olmak üzere tüm bunlar bir insan ömrü için çok uzun; ancak sıralı tarihsel akış içerisinde çok kısa (yakın) tarihleri temsil eder.. benim.. ya da bizim demek istediğimiz asıl gerçek ise; bahse konu ettiğimiz ”insanlığa kurulan tezgah’ın çok daha eski ve uzak geçmişlerde yattığıdır.. (zamanı ve yeri geldikçe bazı açılımları ara-ara yapıyor olsam da; yine bahse konu olan bu olaylar sırası ile kağıda dökülecek olsa, yine benim-bizim ömrümüzün yetmeyeceğidir.. ki esas olan devamlılığı sağlayarak çok uzun sürecek olsa da, bu ‘tezgah’ı bozmaktır niyetim-iz!.)

..her zaman dediğim gibi; inananlar için varlıkların en şereflisi.. ya da bizim gibi düşünenler açısından doğa’nın harikası ‘insan’; bilinen, ya da yazılan tarihten öte, düşünce tarihimizden çok önceden beri saldırı altındadır.. bu saldırılar, yine insan ömrünün çok kısa olduğu gerçeğinden hareketle dönem dönem artarak.. ya da dönem dönem ara verilerek süre gelmektedir.. neslimiz itibariyle en önemli ‘kırılma’ noktasında olduğumuz açıktır; zira ‘doğal’ olan her şeyi (beslenme-üretim ilişkileri-finansal sistem-genetik bilim adı altında ‘dna’ müdahaleleri, insani ilişkiler vesaire) bilen ve tadan son nesil olacağımız açıktır..

..işte bu ‘salgın’ senaryosu ve senaryo gereği dayatılmakta olan ‘yeni nesil yaşam şekli’ ve ‘kural dayatmaları’ bazı durumlar açısından devam eden süreci temsil ederken.. diğer yandan bir başka başlangıcı temsil etmektedir.. her yeni nesilde tekrar ettiğimiz ”hiçbir şey eskisi gibi değil” tekerlemesi işte bu ‘kırılma noktası’ndan sonra ‘gerçek’ olacaktır.. (seksenler ve sonrası)

..artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır!.

Cennet hayalleri için dünyayı cehenneme çevirenler hariç.. ‘tanrı’nın çocukları ile.. biz ‘doğa’nın çocukları (evrimin harikaları) bu ‘tezgah’a izin vermeyeceğiz.. kadim insanlık tarihi ve ‘mit’lerimiz bunu yazar..

..şeytanın renkli hilelerine aldanmayınız!.. benim bir ‘şeytan’ım olmasa da, demek istediğim budur!..

..yeni bir düzen kuruluyor!. ve bu, bildiğimiz ‘insan’ için değil!..

cem yağcıoğlu 12-07-2020

edebiyatgazetesi / kritik eşik

Vitamingiller’den..


“Bilim-Bilmiyim” kurulu üyelerimizin dikkatine… 🇹🇷 Bilimsel Yayın: Bir “Kırıkkale Üniv. ve Fatih Üniv.” ortak yapımıdır. 🇹🇷 (Yeterince yerli gözüküyor. Devam edelim…) 2008 yapımı çalışmamızda, cerrahi maske kullanımının, özellikle uzun süreli ameliyatlarda cerrahların kanındaki oksijen seviyelerine etkisi araştırılmış.

İspanyol Nöroşirurji dergisinde de yayımlanmış… Maşallah, maşallah…🧿 53 cerrahın hepsinde kanın oksijen doygunluğu düşmüş, tansiyon yükselmiş. Yaşı 35’in üstünde olan cerrahlarda kandaki oksijen konsantrasyonu kaybı daha fazlaymış.

Şimdi… Toplu taşımada görevli insanlara, hele de İstanbul trafiği ortamında ve sıcağın alnında maske takma zorunluluğu getiren yetkililer, tüm operatör ve şoförleri mütemadiyen sağlık kontrolünden geçirmiyorlarsa, kanda azalacak oksijen, yükselecek tansiyon sonucu gelişebilecek kazalardan mesul tutulabilir mi dersiniz? Halk/Toplum sağlığını açıkça tehlikeye atmış olmuyor muyuz bu tür gayr-i bilimsel ve mantık dışı uygulamalarla? Hep birlikte düşünelim. Barolar sosyal mesafesiz yürüyüşteymiş, belki onlar da çok geç olmadan düşünür ve bu soruları sorma gereği hissederler.


https://vitamingiller.com/