Kapitalist sistemle sorunu olmayan insanın (yazar-çizer, okur-yazar, aydın-vesaire) insan olmakla ilgili büyük bir sorunu vardır!. ilişkiler ağı, çoğu zaman ‘okur’un gözünden kaçan en büyük ayrıntıdır; ki bu ‘ayrıntı’, gerçek ile yalan arasındaki en büyük farkı ortadan kaldırır ve ‘sürü’den bir ses haykırır;

”Bunca insan yanılıyor, bir sen haklısın”!. ya da ”bir akıllı sensin”!.

..bu sitem, ‘sürü’nün içinden bakıldığında oldukça ‘haklı’ görünebilir; ki görünen de odur, ya da kabul gören.. aslında bu ‘önerme’, normalleştirilen ‘modern kölelik’ kavramının, ‘ilkel kölelik’ kavramına karşı çıkış manifestosu ile onanması ve ‘modern insan’ imgesinin ‘kurallar manzumesi’ üzerinden disipline edilmesidir.. daha anlaşılır olması bakımından açmak gerekirse; dünkü kölelik sistemine en çok karşı çıkanların, bugün dayatılan ‘orantısız kurallar’ aracılığı ile kurulmak istenen totaliter tek devlet anlayışına taraf olmaları gibi.. ya da, sisteme, yerel iktidarlara ‘isyan’ eden ‘modern insan’ın, yine sistemden geçinen ‘muhafazakar kitle’ye karşı, daha tehlikeli sulara yelken açmış olan -açacak olan- ‘küresel sistem’e onay vermesi gibi..

..dün kölelik karşıtı olan düşünce!. bugün ‘kural’lara uymak adına, ‘modern köle’liğin en büyük savunucusu.. peki ya..

..kuralları koyanlar kim!. ya da kurallar kim için!. ne için!. ya da ‘hukuk’ denilen ‘yaratılmış olan ucube sistem ve binaları’, ‘adalet’i sağlayabiliyor mu!. ya da bunun yerine kimliği belli olmayan ‘büyük güç’ üzerinden dayatılmaya çalışılan diğer bir ‘sistem’!.

..cennet hayalleri için, dünyayı cehenneme çevirmek!.

..insanoğlu.. ya da kızı, durdurulamaz bir süreç olan ‘evrim’in ileri aşamalarına ulaştıkça ‘analitik düşünce’ yeteneğinden ayrılmakta, daha düz, daha algı merkezli düşünce anlayışına adapte olmakta; bu da, ‘doğal seçilim’e, ‘yapay seçilim’ yolu ile; yani, insan merkezli -görünen- müdahalenin ileri boyutlara taşındığının kanıtı olarak önümüze konmakta.

..değerler mi!. kurallar mı!.

Düşünce sistematiği içinde, ya da diyalektik düşünce bağlamında ‘sentez’e ulaşmak yerine; tezlerle, anti-tezlerle boğuşmak ve yine tez ve anti-tezler üzerinden saflaşmak, ya da derin ayrışmalara girmek ve orada kalmak ve hiçbir şekilde ‘sentez’e ulaşamamak!. işte son yüz yılda insanlığa yaşatılan -geçmişten bugüne yaşananların sonucu olarak- derin ayrışmanın bugünkü karşılığı ‘muhafazakar’-‘küreselci’ çatışmasıdır!. değerler ve kurallar çatışması..

..daha anlaşılır olması bakımından, ‘değer’ciler ve ‘kural’cılar.. ya da, gelenekçiler ve modernciler.. alt katmanlar boyutuyla -benim de içinde bulunduğum boyut- her iki düşüncenin de saf ideal peşinde koşanlarının olduğu; ancak, yine ‘üst katman’lar.. yani teorik anlamda düşünceyi kuramsallaştıran ve dayatan; idealist düşünce merkezli ‘muhafazakar’ kalabalıkların ‘tanrı fikri’ hegemonyası üzerinden, ‘şeytan’ imgesini kutsallaştırması .. ya da, materyalist (tüm alt-başlıklar dahil) kalıp üzerinden dünya görüşünü benimseyen kalabalıkların; yine ‘mikro evren’.. ya da ‘makro evren’ (cosmos dedikleri) anlamında fizik ve meta-fizik çelişkisi de dahil, ‘bilim’ ile her şeyi açıklayabilme yanılgısı..

..oysa ‘bilim’, insanın öğrenme yetisiyle paralel ilerlemekte, ‘kapasite’, bilgiyi ve tanımını belirlemekte.. muhafazakar sağ düşünce içinde yer almayan ‘şüphe duyma’, ‘sorgulama’, daha basit anlamda; ‘soru sorma’, ‘cevap arama’ isteği.. tersi anlamında ‘sol düşünce’ içinde mevcuttur; ancak kendilerini ‘değerler manzumesi‘ ile ifade eden muhafazakar düşünce.. yine kendilerini ‘kurallar manzumesi’ ile tarif eden ‘küresel düşünce’ ile çatışmaktadır!. yani ‘çatışma’ sanıldığı, ya da gösterilmeye çalışıldığı anlamda sağ muhafazakar ve sol düşünce arasında geçmemektedir!.

..küçük bir detay vermek gerekirse; geçmişten bugüne ‘bilim’ ile sorunlu olan ‘sağ düşünce’ (aşırı sağ-aşırı dinci) günümüzde, yine bu yazının yazıldığı tarih itibariyle söylemek gerekirse; ‘covid19’ salgınına gösterdiği karşı tepki.. ve yine karşılığında -buraya dikkat-, ilaç endüstrisi, sağlık tröstleri ile el-ele.. kol-kola gösterilen bir ‘sol’!. işte yanılgı burada başlıyor; işte bu, ‘yaratılan yanılgı’dır!.

..uzunca bir zamandır toplumlar ‘yaratılan yanılgı’lar üzerinden dizayn ediliyor ve ‘yeni çağ’a.. yani ‘dijital çağ’a , yine ‘yaratılan yanılgı’lar üzerinden geçiş sağlanmaya çalışılıyor.. Gelecekte inşa edilmek istenen ‘toplumsal yaşam’ ve yine işleyiş anlamında ‘kaba güce’ ihtiyaç duyulmayacağından, acilen ekarte edilmesi gereken, ‘erkek egemen güç’ yasaları ve git-gide güçlenen ‘kadın hareketleri.. ön pencereden baktığınızda çok yerinde ve olması gereken gibi görünmekte -bence de-.. işte bu da ‘yaratılan yanılgı’ anlamında, en güncel ve geçerli bir örnektir..

..yine ‘sağ muhafazakar’ların (sol muhafazakar olmaz, ancak ‘değer’ler silsilesi sanıldığı üzere sadece onlara ait değildir, sonra -başka bir yazıda açarız..) erkek egemen toplumun tasfiye hareketine karşı çıkması düşünsel anlamda kendi içinde -varoluşsal dayanakları gereğince- normaldir. ancak ‘sol’ düşüncenin de karşı çıkması gereken ‘acil bir durum’ söz konusudur; o da, yine evrimsel varoluş dayanağından hareketle, ‘doğa’nın insana biçtiği role sahip çıkmak gibi!. başından beri sakat bir düşünce ürünü olan ‘erkek egemen toplum’ anlayışına, yine karşılıkmış gibi, ‘kadın (dişi) egemen’ bir anlayışı dayatmak, ilk bakışta ‘kadın’, yani ‘dişi’ lehine görünen bir durum imajı verse de; ve ‘sol’, son dönemde, tek başına ve sadece ‘kadın hareketleri’ ve ‘trans hakları’ üzerine inşa ediliyor gibi dursa da.. ki bu da yine ‘yaratılan yanılgı’ya bariz bir örnektir!. Çünkü sol..

..çünkü sol, sadece cinsiyet eşitsizliği üzerine değil, haklar ve kazanımlar anlamında her alanda olmak zorundadır.. yine ‘sol düşünce’nin; ‘aydınlıkçı sol’, ‘bilimsel sol’, ‘liberal sol’ (ki imkansızın ötesinde bir tanım) şeklinde kategorize edilmesi ‘küresel elit’ dediğimiz güç odaklarının dayattığı ‘akıl dışı bir etki’leşimin sonucudur!. bu da bir ‘yaratılan yanılgı’ ve insanların sempati sorunudur!.

..kişilerin sempati duyguları yine kendi özgün düşünce ve inançları ile paralellik gösterir. kişi, ya olmak istediğine, ya da olduğunu düşündüğü kişiye sempati duyar; günümüzde ‘hayranlık’ bağlamında (sosyal medya klasiği) tüm dünyayı etkileyen ve değiştiren gerçek budur.. kişi, bildiği kadarıyla konuşur.. ya da anladığı oranda yorumlar; ötesi anlamında fazlaca kafa yormak istemez; çünkü çoğu zaman kendi fikrini ve dünya görüşünü yeterli görür.. diğerleri ya bilgisizdir, ya da ‘o’nun deyişiyle, ‘sıyırmıştır’!.

..yine her devrin kendine has sömürü araçları ve bu araçları iyi kullanan insanları; dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi, yarın olacağı gibi.. burada da yine ‘sağ popülizm’ ve ‘sol popülizm’ diye ayrıma gitmek doğrudur; ancak geçmişten bu yana hiç değişime uğramayan ‘sağ popülizm’ün (vatan-millet-din sömürüsü bağlamında) dışında; ‘sol popülizm’, son yüz yılda ve bilhassa son otuz yıl gerçeğinde (kadın hakları-lgbti özelinde cinsiyet eşitsizliği-çevre duyarlılığı-hayvan hakları vesaire..)

..popülizmi kullananların olması, yine onların öne çıkardığı değerleri ‘değersiz’ kılmaz elbette; bu aslında ‘oportünist’ yaklaşımların tüm değerleri nasıl kirlettiği ile alakalıdır ve elbette ‘oportünist kişi’lerin yine toplumda sempati ile karşılanması sorunsalının yarattığı ‘çelişki’ üzerinden de değerlendirilmeye açık bir konudur. daha anlaşılır olması bakımından bir örnek vermek gerekirse, balinaların memeli bir tür olduğundan habersiz -güncel tanımıyla- bir ‘fenomen’in; ”balinaların katline son verilsin’ cümlesi üzerinden kopan alkışların.. ve yine aynı ‘fenomen’in başka bir videosunda ‘Japon kültürüne hayranım’ demesi gibi..

..ya da acı ama gerçek bir birine cevap veren iki yorum sahibi gibi.. birinci yorum yapan diyor ki;

..” ya bu Japon Milletinin balina ve yunus ile alıp veremediği ne?.” çok insancıl değil mi.. oysa diğer yorumcu şöyle cevap veriyor..

..” senin hamsi ve palamutla olan derdinle aynı..” ne kadar akıl dolu değil mi!.

Burada birinci yorumcu iyi niyetli olsa da, bilgisiz ve bilinçsiz.. ikinci yorum sahibi daha acımasız görünse de; daha bilinçli ve gerçekçi.. muhtemelen birinci yorumcunun, yorumu yazmadan önce, akşam yemeğinde patates ve yanında ‘kuzu şiş’ yemiş olma ihtimali de, tanımlama anlamında ‘timsah gözyaşı’na eşittir.. elbette buradan vejeteryan-vegan tartışmasına girecek olursak, bir diğer grup da bitkilerin ‘canlı’ olduğu savunusuna girebilir.. ki doğrudur.. bu tartışmadan bir yere varmak mümkün değildir.. ama insanların diğer canlılara reva gördüğü muamele -her anlamda- hiçbir şekilde savunulur değildir, bunu da dip not olarak ekleyeyim.. ama yine; her akşam ‘kuzu pirzola’ yiyip, sonra da.. neyse…

..konu biraz dağıldı gibi görünse de, akış içerisinde -diğer yazılarım da dahil- aynı kulvarda devam etmekte; çünkü asıl olan ‘bilgi’ değil.. bilginin işlenişi; yani ‘bakış açısı’dır.. bakış açısı doğru ise, yanılma payı ortadan kalkar; dolayısı ile bilgi, bakış açısını geliştir; ancak sorun şurada ortaya çıkabilir, tüm edinilen bilgiye rağmen, gelişmeyen bir ‘bakış açısı’ durumu varsa; bu da kişilerin ‘yönlendirilmesi’ni kolaylaştırır!. işte günümüzdeki en büyük sorunlardan biri de budur; kişinin işleyemeyeceği kadar ‘bilgi’ yüklenmesi!. çok konuşur, konuları bir birine karıştırır, slogan söylemleri fazlaca kullanır; fakat, içini dolduramaz, her olaya, her yazıya yorum yapar, vesaire-vesaire..

..yine kişilerin dikkat etmesi gerekenlerden bazılarına örnek vermek gerekirse, hani yanlışlıkla konuya hakim kişilerin içine girerlerse diye.. (daha doğrusu, düşerlerse)

..mesela, hayvan haklarından dem vurup, dikkat çekmek istiyorlarsa, sadece ‘balina’ ve ‘fil’den, ya da kedi-köpekten değil, yok olmaya yüz tutmuş böcek türleri.. daha vahimi arıların ve solucanların yok olması, yaratacağı sonuçları, göçmen kuşların 5G yaklaşmakta olan kıyamet 6G ile (navigasyon) yön bulma duyularını kaybetme ve yine tüm bunların insan öznesinde yaratacağı diğer sonuçlar, gibi.. gibi..

..mesela, kadına şiddet, taciz, tecavüz gibi insanlık dışı olaylardan bahsedip, daha da dikkat çekmek ve çevresinde daha muteber ve ”ne kadar da duyarlı” bir insan tarzı övgüler almak istiyorsa; kırk sene önce ‘beni elledi’ diye yırtınan ‘Hollywood’ yıldızlarının ‘hastalıklı’ ruh hallerinden değil.. ki o ‘elleme’ ile yıldız olmuştur muhtemelen; çünkü bugün dile getirdiği o şikayeti, şayet gerçek anlamda bir ‘kadın’ gururu taşıyor olsaydı, kırk yıl taşımazdı.. neyse, demem o ki, gerçek anlamda ezilen kadın feodalitenin daha yoğun yaşandığı kasaba ve köylerdedir; yoksa şımarık ‘metropol kadını’ ile eşleştirilen mücadele, yine yukarıda bahsettiğimiz, ‘sahte sol’ ve ‘küresel elit’lerin yararınadır!.

..işte burada gerçek sol ve ihtiyacı, belirgin bir şekilde görülmekte.. yoksa sol, günümüzde sokulmaya çalışıldığı üzere; cinsel tercih bekçiliği yapmak değildir!. sol, tercihinden dolayı aşağılanan, ezilenin yanındadır elbette; ancak tercihlerin toplumlara dayatılması.. ya da tercih sahiplerinin ‘rol model’ yapılması durumunda değildir! olamaz da!. ‘cinsiyetsiz insana doğru’, ya da cinsiyetsizleştirilerek absürt bir kalıba sokulmaya çalışılan ‘insan’ ve ‘özne’sinin yanındadır ve olmak zorundadır!.

..dişi ve erkek birer başlıktır; diğerleri sadece ‘tercih’tir!. tercihlerin yaşanması manasında mücadele eder; ancak tercihleri ‘başlık konusu’ etmez!. (günümüzde sıklıkla duyulan ‘aktivizm.. ya da ‘aktivist’ mevzuları ‘sol’ ile çok ilgili değildir; ancak ‘yaratılan yanılgı’ bunun böyle olduğu ve böyle algılanması gerekliliğini aşılamaktadır toplumlara.. yanlıştır ve ancak, ‘baştan-sona’ yanlıştır!. )

..SOL, evrenseldir!. ancak ‘küreselci değildir; bu düşüncenin doğasına aykırıdır!. tek başına bir ‘gül bahçesi’ fikrine değil, milyonlarca çeşit çiçek fikrine hizmet eder!. dolayısı ile ‘küreselciliğin’ karşısında olması gereken yegane düşüncedir!.

..oysa bugün yeni yetişen gençlik, ‘sosyal sorumluluk projeleri’ni ‘sol’culuk zannederek yetişiyor; ve yine, ‘sosyal sorumluluk projesi’ne yol açan adaletsizlikleri.. ya da absürtlükleri sorgulamaktan uzak, milyar dolar ya da euro’luk şirketlerin yol açtığı devasa felaketleri; yine o şirketlerin ‘sosyal sorumluluk proje’leri ile aşacaklarını sanacak kadar da.. ‘eğitilmiş’!. ve piyasaya salınmışlardır!. çeşitli etkinliklerde, daha ziyade bugün ölçeğinde ‘kolektif’ diyorlar; eğri ağız ve oldukça tepeden söylem ve eylemlerle; sözde, sorunlara çare aramaktalar.. yine örnek olması bakımından; ‘açlık ve yoksulluğun’ ortadan nasıl kalkacağına yönelik değil.. ama, aç ve yoksullara nasıl çorba içilebileceğini öğretme peşindeki ‘romantik düşünce’ gibi.

..olta-balık kuramı gibi..

Yine bir kaç paragraf üsten devamla; mesela.. bu ‘mesela’lar sonsuza dek çoğaltılabilir; ama yukarıda da dediğim gibi, yanlışlıkla konuyu bilenlerin içine düşme tehlikesine karşı.. şayet kişi ilgi görmek ve illa da, ‘ben buradayım’ demek istiyorsa; ki daha ziyade ‘ünlü’, birazcık ‘sanatçı’ taifesinde sıklıkla rastlanır.. işte onlara tavsiyemdir; ilgi çekmek için kullanacağınız (sömüreceğiniz) konulara daha iyi çalışın!. belki bu sayede bir ‘bakış açınız’ olur-gelişir ve aslında gerçek mutluluğun ‘ilgi çekmek’ değil, doğru bilginin paylaşılması.. insanlara faydalı olunması gerekliliği üzerine aydınlanma yaşayabilirsiniz.. mesela…

En başta, kapitalist sistemle sorunu olmayan insanın (yazar-çizer, okur-yazar, aydın-vesaire) insan olmakla ilgili büyük bir sorunu vardır, demiştik; oradan devamla, bugün ‘hiper-kapitalizm’in (vahşi-acımasız kapitalizm) hareket alanını daha da güvence altına almaya çalışan ‘küresel düşünce sistematiği’, insanoğlu.. ya da kızını; diğerlerinin aksine (sağ muhafazakar düşünce) daha ‘özgür’, daha ‘güvenli’, ve daha ‘kolay’ ve daha ‘yaşanılır bir dünya’ mottosu ile etki altına alma peşindedir; ancak nasıl bir ‘özgürlük’ anlayışları olduğu fikri, zannımca bu son ‘salgın’ dayatmacası ile ortaya çıkmıştır.. yine kendilerini ‘sosyal sorumluluk projeleri’ ile ‘sol’ düşünceye yamamaya çalışan ‘yeni nesil eğitilmiş kitle’nin, ‘WHO’ (dünya sağlık örgütü).. dev ilaç ve aşı sektörü, tröstleri bağlamında ve yine bu devlerin ‘sosyal sorumluluk projeleri’ne ayırdığı fonlar üzerinden, aslında daha büyük yıkımların planlandığını-hazırlandığını anlaması oldukça zor görünüyor.. her konuda ‘sivil toplum polisi’ olmayı -her meslekten- kendilerine görev edinen bu ‘eğitilmiş cehalet’; her anlamda eleştirdiği ve din ile kandırılıyorsunuz, diye aşağıladığı ‘sağ muhafazakar’ kitlenin düştüğü hatanın tam tersi ile yollarına devam etmektedir!. bir farkla!. ‘bilim’ ile aldatılmak..

..her seferinde tekrarladığım gibi:

..insanları iki şekilde etkisiz hale getirebilirsiniz; birincisi, ‘güvenlik zafiyeti yaratarak!. ikincisi ‘sağlık’ endişesi yayarak!.

..işte bugün yapılmakta olan tam da budur!. korku, infial, endişe, panik ile ne yapacağını şaşıran ‘büyük insan toplulukları’.. ve bu ‘tiyatro’yu eleştirenlerin kasıtlı olarak ‘bilim karşıtı’ ilan edilmeleri gibi.. engizisyon dönemine benziyor değil mi!. ‘aforoz’ edilmek!.

..kendimden örnek vereyim; ben bir ‘aşı karşıtı’ değilim; ancak ‘aşı’ ve içerikleri hakkında bu milyar dolar-euro’luk dev şirketlere güvenim yoktur!. bunda garip olan bir şey var mı!. yok değil mi; ancak tüm dünya medyası, iktidar ve siyaset mekanizmaları, sözde demokratik kurum ve dernekler hemen hepsi bu düşünceyi ‘aşı karşıtı’ göstermekte!. oysa durum çok açık!. ‘aşı’ adı altında bana ne veriyorsun, neyi zerk ediyorsun!. bunu öğrenmek her insanın doğal hakkı değil mi!. ama verilen cevap çok açık,

..‘bilim adamları’ndan daha mı iyi bileceksin!’.. ne kadar benzer değil mi.. tarikat ve cemaat önde gelenlerinin (din adamları), ‘bizden daha mı iyi bileceksiniz’ demesi gibi!. hani burada ‘bilim’ nerede!. nerede ‘özgür düşünce’!. ‘şüphe’ nerede, ya da ‘şüphe’ üzerine kurulmuş olan ‘bilim’ nerede!.

..şüphenin olmadığı yerde ‘bilim’ olmaz!. peki bize bu dayatılan nedir?. çok eski bir ‘kuram’ olan, ”ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek” gibi.. hep söylüyorum, domatese, çileğe yaptıklarını ‘insan’a yapmak!. çoğunluk şunu unutuyor, ya da kendine yakıştıramıyor; ama ‘muz’ ile yüzde elli dna uyumumuz olduğu gerçeği!. hatta muzdaki ‘gen’ sayısı, insan ‘dna’sındakinden 14 bin fazla.. yani birileri için çok zor ve uç bir durum değil bu!. ‘insan’ın bu ve benzeri müdahaleleri kabul etmeme özgürlüğü elinden alınmaya çalışılıyor ve yaratılan bu ‘korku mevsimi’ ile ‘ikna’ ve ‘itaat’.. tam tersinden gelecek olursak konuya, sorgusuz-sualsiz ‘biat’ etmesi isteniyor!. çünkü çemberin tersi tarafına gidecek olursanız, iki karşıt gibi görünen (din-karanlık bilim) ucunun bir birine kenetlendiğini göreceksiniz!. işte kendisini ‘modern dünya insanı etiketi ile tarif edenlerin bu ayrıntıya hakim olması ve bu büyük oyunda ‘piyon’ olmaktan öteye geçmesi her şeyden daha önemlidir!.

..siz aşı karşıtlığını (yukarıda karşıt değil endişe bağlamında açıkladık) tek başına ‘muhafazakar’ kitleye bırakırsanız, en sonunda olan yine size olacaktır!. bu detayı her yerde bulamazsınız, bu da benim size tiyom olsun!.

..hani burada ‘bilim’ nerede!. koca-koca, devasa küresel ilaç firmalarının giriş kapılarında büyük harflerle her dilde ‘BİLİM’ kelimesi yer alıyor diye.. bu ‘tezgah’a evet mi demeliyiz!. yine bu dev tröstlerden aldıkları fon (kirli para-kaynağı belli olmayan sermaye- ya da Afrika’nın ezilmiş sömürülmüş halklarının kanlarından elde edilen.. ya da Güney Amerika halkları).. yine bu dev tröstlerden aldıkları fonlarla, yaratılan sisteme sorgusuz-sualsiz hizmet eden sözde ‘bilim insanları’na nasıl güvenmeliyiz..

..yine yukarıda söylediğim gibi ‘analitik düşünce’ düşünmek çok önemlidir; ancak daha önemlisi ‘düşünmek’tir.. aralıklarla birilerinin dediği gibi, fazla düşünme ‘kafayı yersin’.. ya da dinden çıkarsın gibisinden.. çünkü bu cümleyi kuran biliyor ki, düşünürsen, ‘doğru’yu.. ya da ‘gerçeği’ göreceksin!. bu yüzden ‘düşünmek’ tavsiye edilmez.. ancak işin enteresan yanı, 2020’li yılların başından beri, ‘bilim camiası’ diye nitelenen büyük bir grup da (başta WHO) aynı telkini vermekte.. çok enteresan!. çemberin diğer tarafı.. Cern ve Şiva ikilemi üzerinden ‘akit’!. sözleşmenin detaylarını kim biliyor!.

..özgür yaşanacak bir gün, esaret altındaki sonsuzluktan daha değerlidir!. insanoğlu.. ya da kızının bu ‘yaratılan yanılgı’larla baş edebilmesi için, herkes üzerine düşeni yapmalıdır!.

..’doğal seçilim’e evet!. ‘yapay seçilim’e hayır!.

cem yağcıoğlu 25-10-2020

edebiyatgazetesi / kritik eşik