Bu paylaşımla viroloji ve aşı uygulamasının özü nedir, aşı paradigması neye dayanmaktadır, bunu inceleyeceğiz. Viroloji ve aşı bilmi tamamıyla tek bir önerme üzerine kurulu; virüslerin hasta edici enfeksiyöz ajanlar olduğu. Bu teori olmasa insanlar aşıyı gerekli ve işe yarar bir şey olarak algılamayacaklar dahi. Virüs teorisi olmasa, bütün aşı paradigması kağıttan kule gibi dağılıp gidiverecek. Burada, virolojinin üzerinde yükseldiği teorilerin gerisindeki yalandan bilimi, bu sözdebilimle ilgili birçok problemi ifşa edeceğim size.

Öncelikle, virüsler yaşayan canlılar değildir, canlı mikrop değillerdir yani. Ne solunum sistemleri vardır ne hücrelerinin çekirdeği ne de bir sindirim sistemleri bulunur. Hayatta olmadıkları gibi bulaşma özellikleri de yoktur. Koronavirüsten bu kadar korkmanın ise hiç gereği yok. Virüs ve bakteriler ile ilgili bildiğinizi zannettiğiniz her şeyi atın çöpe gitsin. Yalan dolandan başka bir şey değiller çünkü.   

  • Viroloji bilminin konusu virüstür, bunu çalışır, lakin virüs aktivitesini gösteren video kaydına rastlayamazsınız (2018’de HIV virüsüne ait olduğu söylenen bir video kaydı gündeme geldi, ancak onda da virüs teorisinin ancak bir %20’lik bölümünü haklı çıkarır aktivite var.) İnternette gördüğünüz virüs videoları 3 boyutlu animasyon ve modellerden ibarettir. Bilim Ansiklopedisi, üzerinde çalışılacak virüsü alabilmek için laboratuvarların, özel olarak imal edilmiş müthiş güçlü santrfüjler kullandıklarını söyler. Virüsler öyle ufak şeyler ki, ortalama boyları ancak 0.1 mikron kadar.
Virüslerle ilgili gösterilen her şey animasyondan ibaret

Virüsü Gözlemlemek için Yapılan Şey Hatalı

Virüse hücre kültürlerinde / deney kabında bakılıyor:

Hücre kültürleri kendi doğal ortamının dışına alınmış ve laboratuvar ortamında kontrollü koşullar altında yaşatılmaya, büyütülmeye çalışılan yapılar. Yaşam ortamından çıkarılmış hücreler toksik birtakım sıvılar içinde bekletilmek suretiyle suni olarak hayatta tutulurken elbette normal hücresel aktiviteleri de zarar görüyor. Böylesi steril bir ortamda hücre haliyle, insan vücudunda olsa kendini temizlemek için yararlanabileceği tüm o proseslerden de mahrum kalıyor.

O prosesler şunlar:

  • Fagositoz (ve kapsadığı tüm prosesler)
  • Bacteriyel
  • Fungal
  • Parazitik
  • Viral (virüs)

Fagositoz proseslerle hücre atıkları ile ölü veya ölmek üzere olan işi bitmiş dokular absorbe edilip vücuttan dışarı atılmak üzere toparlanır. Bu şekilde çeri-çöpü toplayan ekseriya bakteriler olur, çöpçü (scavenger / leş yiyici) gibi çalışırlar. Özel durumlarda mantar ve parazitler göreve çağrılır ve bu süreçte destek olarak az da olsa virüsler de devreye girebilir. Bu proseslerin hepsi, virüsler hariç, canlıdır. Deney kabının yapay ortamında serumlarla hayatta tutulurken sağlığını yitiren hücrelerde dejenerasyon (bozulma/çözülme) başladığında ise viral hademeler ön plana çıkar.

Virüs kendi kendine çoğalan bir şey değildir. Deney kabı hücre yaşatacak fertilitedeyken (düzgün besi ortamı varken) buraya virüs koyduğunuzda, ortamda başka viral protein oluşmadığını görürsünüz. Ne zaman ki kaba hücre eklenir, virüs denilen protein yapıları o zaman artışa geçer. Hücrenin normal yaşam alanı deney kabı olmadığından, böylesi sağlıksız bir ortamda hücrede oluşan kir-pis-çöpü toparlamak virüse düşer. Hücre, içinde olduğu bu toksik ortamda kendini temizlemek için virüs yapmak zorundadır, çünkü doğal ortamında (vücutta) sahip olduğu ekipman burada yoktur. Bunun nedenini birazdan açıklayacağız.

Not: Ölmüş yahut ölmekte olan dokunun toksisitesi, hücresel atık ve kirler canlı mikrop tarafından yendiğinde o mikrobu da zehirleyip öldürecek denli yüksekse, o zaman bu dokuları çözüp ortadan kaldırmak [cansız] virüse düşer.

Viral Aktivite Ne Zaman Ağırlık Kazanır? (Virüsler Ne Zaman Ön Plana ÇIkarlar?)

Dediğimiz gibi, vücutta süregiden temizlik proseslerine küçük miktarlarda virüsün eşlik ettiği hep olur. Ve fakat, diğer prosesler (bakteri, mantar, parazit vs), aşağıda sayacağımız etmenlerden dolayı ölüp çokça devre dışı kaldıysa, işte o zaman virüsler sayıca artarak iyiden iyiye ağırlık kazanır:

  • Çevresel toksisite (zehirlenme)
  • Kirlilik
  • Ağır kimyasal maruziyeti
  • Kötü hava kalitesi 
  • Kötü su kalitesi
  • Kötü gıda kalitesi
  • Vitamin-mineral eksiklikleri
  • Yanlış yiyecek seçimleri
  • Antibiyotik ve ilaçla verilen tıbbi tedaviler

Bedende toksisite fazlaysa, toksik ve ölü maddeyi, dokuyu temizlemek üzere leş yiyici/çöpçü olarak bunları yemeye girişen bakteriler de zehirlenerek ölecektir. Yukarıda saydığımız nedenlerin etkisiyle bedendeki sistemik toksisite (zehrin tüm beden yükü), yaşayan bakteri ve diğer tüm canlı mikropları kırıp sayıca azaltığında, beden kendini temizlemek için mikroplarının yerine bu defa virüslerin yardımına başvurur. Basit nezle gibi hafif yöntemlerin (çoğunlukla bakteriyeldir) iş görmeye yetmediği zamanlarda beden, virüs olarak bilinen cansız protein solventlerin (yapı maddesi protein olan çözücü, eritken madde) yardımını alır. Tek mantıklı açıklamanın neden bu olduğunu da anlatacağım.

Virüsler bedenden atılması gereken maddeleri minik parçalara ayrıştıracak şekilde çözmeye yarar ki daha sonra bunlar mukus membranlardan, ciltten veya bağırsak kanalından dışarı verilebilsin. Doku ve sıvıları fagosit, parazit, bakteri ve mantarın başa çıkamayacağı kadar zehir yüklenmiş olan bir hücre arınıp temizlenmek, yenilenip tamir olmak için virüsü kendi üretir. Bilmin yanlış ve ispatsız iddiası odur ki, virüsler vücuda dışardan girip hücrelerin RNA veya DNA’sını ‘ele geçirmek’te ve burada çoğalıp çoğalıp ne hücresi olduğuna bakmadan önüne gelene saldırmaya başlamakta. Böyle olsa virüs hiç durmadan çoğalır ve bedende saldırmadığı sağlıklı hücre kalmazdı, ama durum bu değil. Bir akyuvar tipi olan antikorlarca virüs aktivitesi kontrol ediliyor. Virüslerin dışarıdan hücre içine geçip burayı istila ettiğini gösteren tek video kaydı yok, sadece bu teoriyi anlatan 3 boyutlu çizim ve animasyonlar var. 

Virüs Gerçekte Nasıl Oluşuyor (basit gösterimi):

Virüsün nasıl yapıldığını yukarıdaki şekilde görüyorsunuz. En basit haliyle anlatımıdır bu. Bilmin virüslerin kendi kendine çoğaldığı iddiası yanlıştır. Virüsü yapan bizzat hücredir. Sağlıklı hücrenin ürettiği virüs dikkat ederseniz o hücreye zarar da vermemekte, hücreyi yok etmemektedir. Hücre tarafından kendisine verilen RNA ve/veya DNA yardımıyla gidip bedendeki belirli maddeleri eritip çözecektir şimdi. Bu böyle olmasa virüs kendini üreten hücreyi de öldürür atardı, ancak böyle bir şey sözkonusu değil. Virüs hücreden dışarı verilmekte, çıkarken hücrede oluşan kısmi tahribat ise hücreyi öldürecek çapta olmamakta. Bu işlemden sonra hücre kendini tamir edebilmekte. Bedenin hücreleri kendilerini ve eraflarını arındırmak için bireysel olarak değil, tek vücut halinde (birlikte) hareket edip yeni ve aktif hücre oluşumuna imkan sağlayıp yer açıyor. Altında ezildiği sistemik toksisiteden dolayı, normal detoksifikasyondan sorumlu ve eli daha hafif olan (canlı) mikropları dahi yemeye gittikleri dokudan ölü çıkıyorlarsa, beden artık bu noktada sahneye cansız viral proteinlerini çıkarmak zorunda kalıyor ve virüs aktivitesi ancak bu koşullarda artıyor.

Virüsün Ortaya Çıkış Aşamaları:

  • Yaşayan bir bedenin her hücresinde taşıdığı ve o hücrenin ne tip protein üretmesi gerektiğini belirleyen genlerin bir bölümü olan viral proteinler göreve çağrılır.
  • Hücre içinde duran viral proteinler hücrenin çekirdeğine geçer. Virüsler tamamıyla hücre içinde imal edilerek son hallerine getirilir ve hücreden RNA/DNA kodu (sekans/dizilim) şeklinde talimatlarını almış olurlar.
  • Çekirdekten çıkan virüsler hücre dışına çıkıncaya dek hücre sitoplazmasında dururlar. 
  • Hücre virüs yapısını gövdesinden dışarı atar, bunu yaparken hafif zarar görür ancak bu kendisi için ölümcül değildir.
  • Virüsler 72 saatte bir değiştirilir. Üretilen ilk virüs kopyalarının [replika(syon)] 72 saat sonunda hükmü kalmaz [kullanılıp tüketilmiştir] ve bu ilk suştan kalan işi tamamlamak üzere hücreler tamamen yeni bir parti virüs daha yapar ve bu döngü temizlik tamamlanıncaya dek böyle sürer gider. 

Virüs Yapım Süreci Neye Benziyor – Virüsün Gerçek Çalışma Mekanizması

Virüs sağlıklı ve sağlam hücreyi enfekte etmez. Ölü ve çürüyüp bozunmakta olan doku ve hücreyi eritip ortadan kaldırmaya gider ki yerine yeni hücre gelebilsin, yeni hücre sağlıklı bir ortamda yaşayabilsin.

Şu benzetmeyi düşünün: Leşi sinek bürür ama onu öldürmüş olan sinek değildir. Ölmüş ve işi bitmiş maddeyi yıkımlamakla görevli çöpçüler/leşçillerdir bunlar. Virüs ve bakteriler de vücutta tamı tamına böyle çalışır işte. Dünya yüzünde çöpü atığı temizleyecek leşçillerin olmadığı düşünün, toksisiteden nefes dahi alamayacak hale gelirdik. Vücutta da aynı temizlik ve geri dönüşüm prosesleri mikroskobik düzeyde gerçekleşmekte. Gelin görün ki, doğaya bakarak gördüğümüz bu hakikatin aksini söyleyen bir bilim var bugün karşımızda. Oysa bunun aksi mümkün dahi olamaz çünkü dışımızda doğa nasıl işliyorsa, içeride de bedenimiz bunun bir mikrokozmosu olarak öyle işler. Aksini düşünmek, gözümüzle gördüğümüz tabii işleyişi inkar etmekle bir olur ve saçmadır.

Dediğimiz gibi, bedenin bütününü tutmuş (sistemik) toksisiteden dolayı normal temizlik süreçleri hademelerdeki can kaybı ve sayısal azalmaya bağlı olarak aksadığında, hücreler yaşamsal faaliyetlerini yerine getirememeye başlar. Kurtuluş mücadelesi için ortak hareket etmek durumunda olan hücreler, ölmüş veya ölmeye yüz tutmuş hücreleri yıkımlayıp parçalarına ayrıştırmak, hücre atıklarını, doku ve yabancı madde artıklarını temizlemek üzere hep bir elden çözücü/eritici protein yapılar (virüs) yapmaya başlarlar. Virüsler hücre içinde yapılırlar ve bir bütün olarak hücre dahilinde hazır hale getirilirler. Bunun için hücrede halihazırda var olan viral protein ve genom işe koşulur ve üretilen virüse konak hücre tarafından RNA/DNA kodu gömülür (yerleştirilir) ve tüm bunlar doğrudan doğruya hücre içinde gerçekleşmektedir. Hücre daha sonra virüsü dışarı verir ve taşıdığı genetik koda göre de akyuvarlar (antikor) denetiminde intikal etmesi gereken yere gider ve işini görür. Bu sayede virüsler bedende gayet kontrollü ve düzenli biçimde çalışmalarını sürdürür. Bu iki fonksiyon birbirinden bağımsız hareket etmez, tek bir ünite olarak çalışırlar. Hücre virüsü dışarı verdiğinde hafif zarar görür ancak dağılmaz. Sayıları artan virüsler sağlıksız, ölmüş hücre ve dokuları çözüp eritir, yabancı doku, atık ve hücre artığı varsa bunları ortadan kaldırır. Bu süreç, ortamdaki toksisiteye bağlı olarak belirli bir zaman alır. Atıkların temizlenip çerin-çöpün vücuttan atılması sürecini ise bizler grip veya nezle belirtileri olarak hissederiz. Virüslerin kıyıp minicik parçalara ayırdığı pislikleri sümük (mukus) akıtarak, ciltten atarak ve bağırsak yoluyla dışkılayarak atar kurtuluruz. İşlem bittiğinde vücut daha da güçlenmiş olur, kişi vücudunu kirletip zehirlemeye devam etmediği müddetçe de gücünü korur. Bedeni zehirlemeye devam ettiği müddetçe ise bu tarz ekstrem detoksifikasyon süreçlerini hep yaşar. 

Viral Gerçekler:

  • Virüsler ciltten veya gözden içeri giremez. Mukus membranlar dışarıdan gelecek virüs gibi az sayıda yabancı proteini tutacak, immün sistem de bertaraf edecek şekilde çalışır. 
  • Yaradan da vücuda virüs almayız, çünkü vücut dışarı doğru kanar, içe doğru değil.
  • Virüsün, deney kabı solüsyonları veya canlı beden haricinde bir yerlerde “var olması” mümkün değildir. 
  • Kendisini üretecek ve kodunu verecek konak hücre olmadan virüsün iş görmesi mümkün değildir ve kendi kendini kopyalamaz, kopya konak hücre tarafından yapılıp çoğaltılır. 
  • Virüsler hücre “enfekte” etmez, “istila” da etmez. Bir defa, canlı değiller ki bunları yapsınlar. Virüsler hemen hiçbir zaman gidip canlı, yaşar haldeki dokuyu çözmez, tabii polio ve dejeneratif sinir sistemi hastalıklarında olduğu gibi metal zehirlenmesi durumu yoksa.  
  • Virüslerin temel işlevi, işi bitmiş ölü maddeleri çözmek, eritip ayrıştırmaktır.
  • Üzerinde çalışılan dokunun durumuna göre vücut hücreleri, virüsün farklı alt tiplerini (suşlar) imal edecektir.
  • İnsan vücuduna özgü 320.000 viral suş bulunmakta ve ihtiyaç anında üretmek için her hücre kendi bünyesinde viral protein bileşenlerini taşımakta. 
  • Hangi ölü doku ve atığı yıkımlayacaksa ona göre bir RNA/DNA koduna sahip oluyor virüsler. O yüzden virüslerin protein yapıları oldukça spesifik ve kendine has.
  • Öksürme, hapşırma ve tükürmeyle kişiden kişiye virüs geçmiyor. Salya ve tükürüğümüz ile mukus membranlarımızda bu tür partiküller rahatlıkla yıkımlanabiliyor. Ciltten virüs geçişi de sözkonusu değil çünkü virüsler ölü deri katmanlarını geçemez. 
  • Vücuda virüs almanın doğal olmayan tek yolu var, doğrudan enjekte etmek (aşı) veya hastaya virüs taşıyıcısı birinden alınmış kanın verilmesi. Ancak böyle durumlarda da vücut bunu görüp, kurtulunması gereken yabancı bir doku olarak algılıyor. Kendi ürettiği bir şey olmadığından vücut bu virüsün ne zaman nereye gidip iş göreceğini bilmiyor, şifresini (RNA veya DNA’dan oluşan genetik kodunu) çözecek anahtarı da olmadığından ne zaman aktive olacağını çözümleyemiyor. Hal böyleyken, bu virüsten kurtulmak lazım diye düşünüyor. Yaşayan mikroplarla iş çözülemezse, farklı güçlerde protein solventler (virüsler) imal edilip atıktan kurtulmaya bakılıyor. 
  • Virüsler, çevresel nedenlerle vücutta oluşan toksisitenin ürünüdür. Hayvanlarda virüsler döngüler halinde ortaya çıkar. Virüsler kanda ve dokuda bulunan atık maddeleri yıkımlar. Yıl içinde mevsim geçişlerindeki iklim ve hava sıcaklığı değişimlerinde beden temizlik amacıyla ne var ne yok bütün toksinlerini kana boca eder. Ancak bu toksinlerin bazıları (örn. cıva, formaldehid ve diğer kimyasal yan ürünler) öylesine zehirlidir ki, bunları temizlemekle yükümlü canlı mikroplar da pisliği yerken ölmekten kurtulamaz. Bu durumda, vücudun temizlik gerektiren yeri neresiyse oradaki hücreler cansız proteinlerini üretmeye başlar. Bu toksik maddeler virüslerce yıkımlanıp ayrıştırılarak vücuttan atılmaları sağlandıktan sonra da vücut homeostaza (denge hali) ulaşır.        
  • Virüslerin biyolojik silah olarak kullanılabilmesinin tek yolu var, o da enjeksiyon. Net. Kullanımdaki rutin aşılara bu tür viral suşlar eklenmesi mümkün, evet, olmaz dememek lazım, ancak dediğimiz gibi, vücut kendi yapmadığı harici viral suşları tanımıyor. Yine de, vücuda zerk edilecek insan elinden çıkma maddeler çeşitli derecelerden doku sterilizasyonu ve adjuvan kullanımı marifetiyle, insanda ekstrem reaksiyonlar oluşturacak şekilde dizayn edilebilir. 
  • Virüsler türler arası geçiş yapamaz, yani hayvandan insana geçiş diye bir şey olmaz. İnsanın hayvanda görülen bir tür grip geçirmesi mümkün değildir: A. Çünkü virüsler bulaşıcı değildir ve B. Çünkü hayvan RNA/DNA’sı insan RNA/DNA’sı ile uyumlu değildir. Hayvan dokusunu insan kanında görmenin tek yolu vardır, o da hayvan dokusunu vücuda enjeksiyonla vermek; sindirim sistemini doğrudan atlatıp, dokular kana ulaşacak şekilde vücuda tanıtmış olursunuz. Domuz, kanatlı hayvan veya ona benzer bir hayvan dokusu insan vücudunda ancak bu şekilde çıkar. İnsan yiyecek olarak hayvan eti tükettiğinde yediği, insan dokusuna dönüştürülür. İnsan hücrelerinden ne hayvan hücresi ürer ne de hayvan virüsü. Virüs yapıyorsak bu, insan virüsüdür. Hayvan virüsü insan hücrelerini ‘ele geçirebiliyor’ olsaydı dahi, insan hücresinin tutup hayvan virüsü üretmesi imkansız.

Hakim tıp anlayışının sıkı sıkıya bağlı olduğu ‘Mikrop Teorisi’ ile Antoine Béchamp’ın ‘Ortam Teorisi’ arasındaki önemli farkları göstermek istiyorum sizlere:

MİKROP TEORİSİORTAM (Ekoloji) TEORİSİ
◈ Hastalığın kaynağı dışarıdaki mikroplardır.◈ Hastalığın kaynağı kendi hücrelerimIzin ürettiği mikroplardır.
◎ Mikroplardan kaçınmak gerekir.◎ Bu hücre-içi mikroorganizmalar normalde vücudun metabolik süreçlerini yürütmeye yardım ederler.
◈ Mikrobun fonksiyonu sabittir, değişmez.◈ Bu organizmaların işlevi diyelim konak organizma öldüğünde veya yaralandığında, organizmanın kimyasal veya mekanik yıkım (katabolizma) süreçlerine yardımcı olmak üzere değişir.
◎ Mikroorganizmaların şekli ve rengi sabittir, değişmez.◎ Mikroorganizmalar içinde bulundukları ortama (besiyeri, medium) göre şekil ve renk değiştirir. 
◈ Her hastalığı yapan belli bir mikroorganizma vardır.◈ Her hastalığı yapan belirli bir durum (condition) vardır.
◎ Hastalık gelişiminde ana neden mikroorganizmalardır. ◎ Konakçı organizma sağlığını yitirdikçe mikroorganizmalar “patojenik” (hastalık yapıcı) hale geçer. Hastalanmada ana etmen konakçının kondisyonudur. 
◈ Hastalık herkesi “vurabilir”.◈ Sağlıksız koşullar olmadan hastalık oluşmaz.
◎ Hasta olmamak için [dışarıdan gelecek mikroba karşı] savunma kalkanları oluşturmalıyız.◎ Hasta olmamak için sağlıklılık hali yaratmalıyız.
◈ Net bir biçimde aşılamadan yanadır◈ Net bir biçimde aşı aleyhtarıdır
◎ Mikrozima varlığını inkar eder◎ Mikrozima varlığını kabul eder
◈ Hücreyi yaşamın temel birimi kabul eder◈ Hücreden daha küçük yaşam birimi olduğunda ısrar eder, adına mikrozim der [microzyme; mycrozymas] 

Tablo için kaynak: Seun Ayoade. The Differences Between Germ Theory & Terrain Theory, JOJ Nurse Health Care. 2017; 4(2): 555631.

Coronaloji-Ed Not: Pharma esareti altında tutulan anaakım tıbbın mikroskobi teknikleri oldukça arkaiktir ve ancak ölü doku ve hücreler ile mikroorganizmaların ölü halini inceler. Diğer kanatta gerçek bilimsel araştırmalar ve keşifler yapmakta olan ve esasında 250 sene önceki gerçek bilimadamlarının buluşlarını yeniden keşfedip kitlelere duyurmaya çalışırken engellenen uzmanlar ise, faz-kontrast mikroskopi tekniği kullanarak bugünkü “modern tıbbın” mikrobiyoloji bilgilerini tamamıyla geçersiz kılacak “pleomorfizm” fenomenini göstermektedirler. Aşağıdaki videoda Dr. Robert O. Young’ın kanda gerçek zamanlı mikroskobi kaydında, çubuk şeklindeki bakterinin dakikalar içinde önce alyuvara, daha sonra da Y şeklinde bir maya mantarına dönüşmesini izleyeceksiniz. Unutmayınız, bu şekilde bir video kaydıyla hücrenin virüs tarafından “enfeksiyon”u bugüne kadar gösterilmiş değildir, internet ortamında konuyla ilgili tek bulabileceğimiz videolar özel grafik tasarımları ile hazırlanmış animasyonlardır.

Dr. Young’ın mikropların hastalık yapıp yapmadığı ile ilgili açıklaması ise şöyle:

“Mikroplar kirli, asidik ortamın biyolojik dönüşüm ve evolüsyonudur aslında. Toksik ve asidik ortamın belirtisi olarak meydana gelen hücre bozunmasının tezahürüdür, o yüzden hastalık YAPMAZLAR. Bu videomuzda akyuvarların hayalet bir virüs, maya mantarı yahut bakteriye karşı savaşa kalkan ordu dolusu asker filan değil, kan ve diğer sıvıların çöp toplayıcısından başka bir şey olmadıklarını kendi gözlerinizle göreceksiniz. İnsan bedeninde iç ortamın alkalinitesini korumak dışında BAĞIŞIKLIK adına girişilen bir savaş vs. gibi bir eylem sözkonusu değildir; tek yapılan, kirin-pisin toplanması ve temizliktir.”https://player.vimeo.com/video/263802437?dnt=1&app_id=122963

Koronavirüs, kendilerini sistemik toksisiteden arındırmak amacıyla akciğer hücreleri ile solunum yollarına ait bölgede yer alan hücrelerin ürettiği bir virüs. 

Bu tarz bir nezle virüsünün ortaya çıkış ve çalışma şekli ise şöyle:

– Koronavirüs MERS-CoV (2019-nCoV), solunum sistemi ile ilgili grip benzeri bir tür akut sendrom  (SARS). SARS’ın oluşma nedeni, insan elinden çıkma çevresel toksisite.

Havadan soluyarak akciğer ve solunum sistemine gönderdiğimiz toksik kimyasallar Bu toksik partiküller gider akciğer yüzeylerine ve ciğerin alveollerine yerleşir, ancak yapıları ve toksisiteleri itibarıyla normalde olması gerektiği gibi yaşayan mikroplarca çözülüp ortadan kaldırılamazlar Bu durumda, solunum sistemi hücreleri solvent olarak kullanmak üzere proteinden özel, cansız birtakım yapılar (virüs) yaparak ortama salar, bunların görevi ciğerlerden sökülemeyen bu maddeleri eritip atmaktır Bu proseste çoğunlukla hafif grip benzeri belirtiler ortaya çıkar; öksürük ve ateş, temizlik ve iyileşme sürecini başlatır. Öksürme hareketi solunum sistemine kan ve besin maddelerinin ulaşmasını sağlar.

Toksik maddelerin ciğerlerden sökülmesi sırasında oluşan belirti tablosu, SARS’ı oluşturur. Bu tarz toksik maddeler yakılan plastikler, formaldehit ve fabrikaların çevreye saldıkları son derece zehirli çok sayıda atık kimyasalın havaya karışması ile akciğerlerimize ulaşır. Bünyesi zayıf yaşça daha ileri insanlar solunum sistemlerinde daha ileri düzeyde viral detoksifikasyon gerçekleşmesine de açık hale gelirler ve ölümlerin ağırlıklı kısmı da bu kesimdendir. Bu tür bir hastalık Çin gibi nüfusun çok yoğun olduğu ve insanların hergün bu tür havayı solumak zorunda kaldığı yerlerde milyonlarca insanda başgösterebilir. Bu, hastalığın bulaşıcı olduğu anlamına gelmez, ki değildir.

4 Adımda Koronavirüs Oluşumu:

  • Havadaki toksik kimyasallar solunmak suretiyle akciğer ve solunum sistemine alınır.
  • Toksik partiküller ciğer yüzeylerine ve alveollere konar, ancak ihtiva ettikleri zehirden dolayı canlı mikroplarca oradan sökülmesi mümkün olmaz. 
  • Ardından solunum sistemi hücreleri, tamamlanmamış işe koşabilmek için çözücü yapıda özel proteinler (virüs) üretir ki ciğerlerdeki bu maddeler yıkımlanıp atılabilsin.
  • Ortaya hafif grip benzeri belirtiler çıkar, öksürük ve ateş gözlemlenir, bunlar iyileşmeye götüren temizliği başlatıcı unsurlardır.

Aşağıdaki resimlerde geçtiğimiz ay süresince Çin’deki hava kirliliği seviyelerindeki değişimi görülüyor, virüs vaka oranlarının da bu süreçte aynı biçimde düşüş gösterdiğini hatırlatalım:

[Ocak (sol) ve Şubat (sağ) aylarında Çin’in havasında Nitrojen Dioksit’e bağlı hava kirliliği yoğunluğunu gösteren resimler.]
Uydudan alınan görüntüler Wuhan’da geçtiğimiz ay içerisinde [Ocak-Şubat] hava kirliliğinde yaşanan ciddi düşüşleri gösteriyor. Wuhan ve Çin’in geri kalanında hava kirliliğinin ne berbat durumda olduğu buradan da görülebiliyor.

Virüsün Bedende Ne işi Var (özet):

Daha önce de bahsettiğimiz gibi vücudumuzdaki ölü hücreleri, hücresel atıkları ve yabancı çer-çöpü yiyip temizlemekten sorumlu canlı mikrop ordumuz (mantar, parazit, bakteri) ve fagositoz gibi proseslerimiz var. Fakat yaşanan toksisitenin yoğunluğundan, hademeliğe giderken zehirden kendi de can vermeyecek mikrop kalmayınca bu defa bedenin hücreleri kendi aralarında karar alıp bu pisliği temizleyecek virüs diye bilinen cansız solventler imal etmeye başlıyorlar. Bu solventlerin görevi toksik doku ve hücrelere ulaşıp bunları parçalamak ve cilt, mukus ve boşaltım kanalları yardımıyla vücuttan dışarı atılmasını sağlamak. 

Hücrenin imal ettiği virüs, görev yerine gitmesi için hücre dışına verilirken hücre yapısı bundan hafif zarar görüyor, ancak bu hücreyi öldürecek denli büyük bir hasar olmuyor. Hücre dışına çıktıklarında ise bir eşlikçileri var virüslerin; bunların bedende yeniden dengeyi sağlayabilmek için gidip sorunlu dokuyu ve ortalığa saçılmış çeri-çöpü temizlemesine göz-kulak olmak üzere bedenin antikor olarak bilinen akyuvarları gözetmen olarak sürece katılıyor. 

Virüsler dikkat edersek içinde üretildiği ve kopyası çıkarılmak suretiyle çoğaltıldığı hücreyi dahi öldürmezken bilim bize bunların başka hücreleri enfekte ettiğini ve hiçbir ayrım gözetmeksizin bedende hücre yok ettiğini söylüyor. Bu bildirimin ise ne bir kanıtı var ne de mantıklı tarafı. Böylesi bir teorinin elbette doğru olma ihtimali yok çünkü o zaman virüsün bedende nedensizce önüne gelen canlı hücreye saldırması, bedende sağ hücre bırakmaması ve her seferinde tuttuğu bedeni öldürüp atması gerekir, ancak böyle bir şey olmuyor biliyoruz ki. Virüsler hemen her seferinde sadece ölmüş veya ölmekte olan hücreye gidip parçalıyor, vücuttaki atıkları hedef alıyor.

Virüsün canlı dokuya saldırıyormuş gibi göründüğü tek durum, dokuya işlemiş metallerin bulunduğu durumlardır ve örneğin polioda virüsler belkemiği yapısı içine girerek buradaki dokuyu temizlemek zorundadır. Metal vücuttan atması zor bir şey olduğu için de virüslerin bunları yerinden sökmek için canlı dokuyu yıkımlamak zorunda kalması da doğaldır. Ve virüs vücudu kirleticiden temizlemek için görevini yaparken ortaya çıkan bu durum, virüs sanki vücudun aleyhine çalışıyormuş yanılsamasını doğurur. Oysa gerçekte, virüs bedenin sistemik toksisite halini gidermeye, onu iyileştirmeye çalışıyordur. Vücutta çok çeşitli nedenlerden dolayı metal birikir, bunlardan biri de aşı adjuvanlarıdır. 

Sonuç:

Vücudun özbakım işleyişinin başka izahı yok. Akla yatkın tek açıklama bu. Bilim gerçeği 200 yıldır gizlemekteyse de, ta 1800’lerde Antoine Béchamp gibi bilimadamları yürüttükleri deneylerle virüslerin içinde yaşadıkları ortama bağımlı, çöp temizliğine yarayan cansız ajanlar olduğunu, dışarıdan değil içeriden geldiklerini belgelemiştir. 

Virüsler temizliğe yarayan proteinlerden başka bir şey değil. Aynı şey kanser için de geçerli. Kanser de bedenin temizlemede başa çıkamadığı, yetişemediği ölü hücreleri daha sonra çaresine bakmak (daha sonra gereği gibi çözüp, eritip vücuttan atmak) üzere kozalayıp tümör halinde paketlemesinden ibaret. 

Beden harikulade bir yapı ve durum her ne olursa olsun bir iyileşme yolu arayıp buluyor. Başı derde girdiğinde kısa devre yapmaktan çekinmiyor, kestirme birtakım yollar icat ediveriyor. Modern bilmin bu kadar büyük kitleleri kendi bedenlerinin nasıl çalıştığı, nasıl iş gördüğü ile ilgili bunca yanıltığını, salt korku ve panik yarattığıyla kalıp minvalde de suyun başını tutmuşlara olağanüstü servetler kazandırdığını görmek acı. Yaratılan korku kendi bedenimize, komşumuza ve tabiata karşı güvensizlik oluştururken, sanki hastalık karşısında çaresizmişiz, işler bizim kontrolümüzün dışındaymış ve sadece kurumsal tıp bizi bizden kurtabilirmiş algısı yaratıyor. 

Güç odaklarının böylesi bir kaostan çıkarı ne olabilir sizce? Bu konuyu biraz düşünün. Yaratılan bu kafa karışıklığı koronavirüs “salgın”ını ve tamamen kurgulanmış ve abartılabildiği kadar abartılmış bu olayı çevreleyen korku ve kaos ortamını doğurdu. Bu virüs kullanılarak polis devletinin temelini oluşturan uygulama ve kanunların yolu yapılmakta ve çoğunluk virüslerin ve hastalık denen şeyin ne olduğu ile ilgili örülen yalan ağlarını yırtıp atıp gerçeklere uyanmadıkça baskı rejimi de giderek ağırlaşacak.

Kaynakça:

  • The Poisoned Needle: Suppressed Facts About Vaccination, 1956, by Eleanor McBean M.D., N.D. (aşıların ve manipüle edilmiş istatistiki bilginin tehlikelerini ortaya koyduğu, polio’nun nasıl ortaya çıktığını anlattığı, virüs ve hastalığın ne olduğunu anlattığı kitap.)
  • Béchamp Or Pasteur? A Lost Chapter in the History of Biology by E. Douglas Hume, 1923
  • The Blood and Its Third Element by Antoine Béchamp, 1912
  • Immunization: The Reality Behind the Myth, by Walene James, 1942 (Béchamp’ın bakteri ve virüsler ile ilgili ‘Ortam Teorisi’ni anlatan kitap)
  • The Dream & Lie of Louis Pasteur, R.B. Pearson, 1942 (İlk olarak 1942’de ‘İntihalci Sahtekar Pasteur! – Mikrop Teorisi’ni Patlatıyoruz’ (‘Pasteur Plagiarist Imposter!-the Germ Theory Exploded’) ismiyle yayımlanmış kitap. Louis Pasteur’ün profesör Antoine Béchamp’ın çalışmalarındaki fikirleri aşırarak çarpıtışını anlatıyor. Yazar, bedendeki bakterilerin hastalığın nedeni değil, sonucu olduğu görüşünde; aşıların sağlığa zararlı, en iyi halde etkisiz, Pasteur’ün de kendisinin ve takipçilerinin ortaya çıkardığı aşıların yarattığı zarar ve ziyandan bihaber olduğu inancında.)

“Mikrop dediğin hiçbir şeydir. Ortam ise her şey.” — Claude Bernard 1813-1878 (modern fizyolojinin kurucusu kabul edilen bilimadamı)

“Hastalığın asıl kaynağı bizde, daima içimizdedir” — Profesör Pierre Antoine Bechamp, 1883.

Bu makalenin yazarına ulaşmak isteyenler için kaynak:

Jeff G. — Viral Misconceptions – Presentation on The True Nature of Viruses



İnternet Sitesi: www.virusesarenotcontagious.com

Çeviri / Düzenleme / katkı Asena Devlet / www.coronaloji.com

edebiyatgazetesi / kritik eşik