Bir ülke düşünün; dinden, imandan, ahlaktan, adaletten bahsedenlerin iktidar olduğu.. ve geriye yaslanıp şöyle bir bakın etrafınıza; ne görüyorsunuz!.

..yalan-dolan, iftira, sahtekarlık, yüzsüzlük, pişkinlik, toplumsal çürüme ve vıcık-vıcık bir partizanlık!.

Bu, bir filmin giriş sahnesi olsun ve kamera sokaklarda ilerlesin.. siz rezaleti seyredin..

..’kral çıplak’ diyenlerin ‘vatan haini’ ilan edildiği, daha da ötesi açlıktan nefesi kokanların kralın çöplüğünde mutlu-mutlu gülüştüğü bir sahne hayal edin..

”Bu insanlar açlıktan ölecekler” diye bağıranların, yine o açlar tarafından ‘linç’ edildiği sahneye bir geçiş verilsin ve akış; güvenlik güçlerinin, linç edenleri değil, linç edilenleri tekme-tokatlarla.. ”al bunu, al bunu, al bunu” sesleriyle, siren seslerinin karıştığı bir panayıra evrilsin.. arka fonda kısıktan yükseğe metellica’dan ‘one’ çalınsın, helikopter ses efekti..

..ve olay yerine koşarak gelen ‘ikiyüzlü’ bir adama çevrilsin kameralar, gazeteciler sarsın etrafını ve adam; dün eteğini öptüğü kralın arkasından ‘lanet okurcasına’ kocaman-kocaman cümleler kursun, ve arka planda yine alçaktan yükseğe, ”yetmez ama evet” sesleri yükselsin.. ve kameralar yavaş-yavaş Boğaz ‘içi’nin nasıl ikili bir sarmalla kirletildiğine ‘zoom’ yapsın..

İzleyici her iki tarafın da, aslında göründüğü kadar ‘samimi’ ve ‘masum’ olmadığı konusunda aydınlansın.. siren sesleri ve kalabalığın uğultusu ve ekranın yavaş-yavaş kararmaya başladığı sahneden çıkış bölümünde, arka planda bir ses duyulsun; ”çoçyal meçafeye uyalım, uymayanları gebertelim..” babında, evrensel bir hava katalım, (bilinçli maymuna doğru bir evrilme bu, mümkünse görüşmeyelim-miş.. sen git yalnızlığında boğul puşt!. ben sevişerek öleceğim..) arka planda yine Metallica’dan ”Nothing Else Matters” çalabilir, şöyle ki;

”ne kadar çok uzak olsak da / çok yakınız / daha yürekten olamazdım / daima kim olduğumuza güveniyorum / ve başka hiçbir şey önemli değil” mealinde..

Yeni sahne, gün ışırken; yalnızlığa ve kaderlerine terk edilen ve ‘müebbet’ cezasına çarptırılan 65 yaş ve üzeri insanların hikayelerine odaklansın.. çalışmayan polikliniklere, salgın dışında randevu verilmeyen hastalara.. mesela geceden sabaha kadar, benim güzel babamı ‘çişli’ çarşafta yatıran nöbetçi doktora gelsin alkışlar.. sonrasında sabah gelen diğer bir doktorun, böyle saçmalık olur mu?. çıkışına gelsin ‘gerçek alkış’lar.. işini iyi yapanlarla, diğerlerini ayırmazsanız; emin olun onlar da sizi ayırmaz..

..hadi tencere tava çalalım yeniden, başka nasıl etkisizleştirilebiliriz ki.. hem de etkili olduğumuzu düşüne-düşüne..

..demek ki neymiş!. toptancı bir kutsayış, ya da yalak bir sempatizanlık.. ya da toplu bir katliam değilmiş mesele.. mesele; kendini ait hissettiğin yerde bile ‘muhalif’ olabilmek, önce kendini ısırabilmekmiş mesele-mesela..

..mesela, ölünün arkasından konuşulmaz lafına itibar edilip, ‘tarih’ yazılmayabilirdi.. bu da bir mesele; kaldı ki, yandaşların yazdığı bir tarihi okuyarak büyüyen nesillerin, ‘gelecekle ilgili’ bir planları olabilir mi!. ya da geçmişe takılıp kalmış ‘tip’lerin, uzay yolculuğu nasıl olurdu?. ya da meteorolojiden istihbarat alıp, yağmur duasına karar veren yüksek şahsiyetlerin dürüstlüğünde gidilebilecek bir yer var mı!.

..Metallica demişken, ben demedim ‘o’ dedi.. Allah’ın gücüne gider sözünü benim söylemem saçma olur; o halde benim diyebileceğim şudur, maddenin doğasına aykırı, meali iyidir.. insanların yetiştikleri çevre, maruz kaldıkları kültür, inanış şekilleri bir nebze de olsa ‘duruş’ ve ‘görünüş’lerine yansır.. Pelin Batu hariç.. yine buradan hareketle, kişi ait olmadığı bir topluluğa.. ya da mizansen olsa da bir gruba aitmiş gibi hissetse; ya da ancak öyle kabul göreceğini düşünse.. bu sefer arka planda Amy Winehouse’dan, You Know I’m No Good çalıyor olsun, az hafifleyelim..

..yukarıdan devamla, kişi ait olmadığı bir topluluğa.. ya da mizansen olsa da bir gruba aitmiş gibi hissetse; ya da ancak öyle kabul göreceğini düşünse de; sonradan üzerine giyeceği kostüm onu belli eder, daha açıkçası ‘kusar’.. Boğaziçi’ne rektör olarak atanan Melih Bulu‘nun durumu, tam da budur. Atamaya karşı çıkanlara, ‘ben de sizdenim’ demek istemiş sanırım; lakin Pelin Batu örneğinden bakacak olursak karşı gruba, sanki Amy Winehouse dinliyorum dese, daha doğru olurdu; ancak kostüm yine oturmazdı, o ayrı..

Pelin Batu’nun, ‘ben evde çıplak dolaşırım’ lafı dolaşır oldu akabinde sosyal medyada, muhtemelen daha eski bir söylemi.. muhtemelen o da, fazlaca ait hissetmediği bir ‘yaşam biçimi’ne böylesi bir geçiş yapmak, orada daha kabul görmek istemiştir, ‘bakın ben ne kadar farklıyım’, ya da ‘varın benim farkıma’ demiş olabilir.. insan enteresan bir varlık, ‘kendini ispat’ çabası hiç bitmeyecek sanırım.. tarihin arka odası çok karanlık..

Kameraların, iki tarafın da ‘kendini ispat’ edememiş hallerini gözler önüne serecek bir açıdan kayda girmesi burada önemli, arka planda bu sefer, Bob Dylan’dan – One More Cup of Coffee baştan sona çalmalı..

Son sahne derin bir mesajla yavaş-yavaş kararmalı, ”çoçyal meçafeye uyalım, yalnızlıktan geberelim” mealinde.. ve ‘son’ yazmadan önce, son bir ses duyulsun arkadan, ”hacı bu da senin kendini ispat çaban olmasın” mealinden.. hani yorum yapacaksan, ben bunun farkındayım mealinden, burası pek seçilmesin.. belli belirsiz..

Hiçliğe doğru adım-adım.. eyvallah..

cem yağcıoğlu 10-01-2021

edebiyatgazetesi / kritik eşik