İnsanlık tarihinin belki de en önemli ve yine tarihin akışı bakımından en ‘kırılgan’ dönemini yaşıyor olmamız, bizim açımızdan bir tesadüf olsa da; doğal olanla, yapay olan arasındaki farkı bilen tek ve son nesil bizler olabiliriz. Her anlamda yaşanan ve hızına yetişmekte zorlandığımız değişiklikler, zihinlerimizin allak-bullak olmasına sebep olurken, ideolojik temelli algı değişimleri de, toplumsal hayatı etkilediği gibi, bireysel anlamda da pek çok farklılığı ve görüş ayrılıklarını beraberinde getirmekte.. 2020 yılının başı itibariyle başladığı düşünülen, ya da yaratılan algı neticesi ile ‘inandırılan’ ‘salgın’ (covid19) mevzuu, ve ‘büyük kalabalıklar’ın sorgusuz-sualsiz bu duruma ‘ikna’ oluşu, ‘itaat’ edişi.. ya da yaratılan bu duruma ‘şüphe’ ile yaklaşan azınlıkları ‘tu kaka’ ilan edişi, cehaletle suçlaması.. hepsi bir kenara; dört duvar arasında yaşamaya ‘gönüllü’ oluşu, ya da benzer vesaireler.. ve ‘yasak’ların kimsenin ‘gıkı’ çıkmadan normalleştirilmesi sürecinin başlaması.. (tüm dünyada)

..artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, ya da olacak olanlar; ‘olması gereken’ (miş) gibi lanse edilecekti!. öyle de oldu!. sizce olmadı mı?. ki bu daha başlangıç!. minik-minik normalleşme süreçleri ile sert geçiş belki yumuşatılacak; ancak bu ‘salgın’ siyasetinin, bundan sonra sonunun gelmesi mümkün olmayacak. Pek çok bilim adamının üzerinde durduğu en önemli konulardan biri olan ‘küresel ısınma’ da ilerleyen günlerde bu süreçle paralel bir şekilde -benzer kısıtlamalarla- yürütülecek; oysa yine bazı bilim adamlarının ciddi anlamda detaylandırdığı şekli ile, ‘Gezegen’in döngüsel anlamda ‘buzul çağı’na girmesi de mümkün görünüyor; ki hiç yabana atılır bir düşünce değil.. (elbette buralarda zaman yüz binli yıllar gibi algılanmalı.)

..okyanus bilimci Gennadiy Matişov diyor ki;  “50 Let Pobedi buzkıranıyla Murmansk şehrinden çıktık ve Franz Josef Toprakları’na kadar 1200, oradan da dünyanın tepesi olan Kuzey Kutbu’na kadar 1100 kilometre daha geçtik. Ağustos sonuydu. Her yer buzdan dağlar, kar, kutup ayıları ve tüm bunların ortasında durarak kendine şunu söylüyorsun: Küresel ısınma iddiasını ortaya atanları bir günlüğüne bile olsun buraya toplamak lazım”. İnsan kendini çok abartıyor. Başlıca faktör, insanlık uygarlığı değil Dünya Okyanusu. Doğal makine henüz etkimizle başarıyla başa çıkıyor. Küçük buzul çağa doğru ilerliyoruz. Ama bu çağ binlerce yıl sonra başlayacak. Söz konusu değişiklikler bireyler için değil, çağlar açısından önemli” 

..neyse ana konuya devam edecek olursak; İnsanlar bugüne değin, krallara, padişahlara, imparatorlara.. ve daha pek çok şeye baş kaldırdı, zaferler kazandı. Sistemlere, adaletsiz düzenlere, faşist iktidar ve düşüncelere… Yaşananların hepsi ‘dünden-bugüne’, sıralı bir süreç ve uzun zaman aralıkları içerisinde gerçekleşti gibi görünse de; ‘Sümer dönemi’ ve daha önceki benzer dönem müdahaleleri henüz insanoğlu.. ya da kızı tarafından çözülebilmiş değil; ki benzer bir ‘kırılma anı’, ya da ‘müdahale’ günümüz içinde oldukça mümkün (1930-2030 arası) ..bazılarının ‘komplo teorisi’ deyip geçtiği pek çok düşünce ve ‘öngörüye’ yer vermeden, üzerinden geçerek yazarım genelde; ilgilenenler ne demek istediğimi anlasın diye, diğerleri ile zaten ortak bir payda da buluşmamız mümkün değil. Yalnız şunu araya sıkıştırarak söylemekte fayda var; dün ‘komplo teorisi’ denilip dikkate alınmayan pek çok şeyin bugün ‘gerçek’in ta kendisi olduğu, zeka sahiplerince bilinmekte; çünkü ‘büyük kalabalıklar’, zamanda yer alan akışı oldukça geriden takip etmekte pek ustadır.. bunu maharet sayar; ancak ortalama elli yüz yıl sonra günah çıkarır, linç edilen gerçeğin peşine düşer.. ki yine kendi zamanının gerçeklerine yabancılaşarak; bu bir ‘döngü’ şeklinde sürer gider.. enteresan…

İnsanların ‘ölüm korkusu’ nasıl ki, tanrıları ve şeytanları yarattı ise; ‘şüphe’den arındırılmış ‘bilim’ de, benzer korkular üzerinden yeni bir ruhban sınıfı ile; geri döndürülemez bir sürecin fitilini ateşledi.. ‘bilim kurulları’!..

..siz hiç; kendinizi, ‘bilim-kurgu’ bir filmin içinde hissettiniz mi?. ben etmiyorum!. çünkü içindeyiz zaten; güncellenmekte olan birer ‘yapay zeka’ olma ihtimalimiz.. diğer ihtimallerden daha yüksek..

..gerçi günümüzde bizim üretimimiz olan ve henüz başlangıç aşamasındaki yapay zeka mevzuu, çok hafife alınmakta.. ya da mevzunun ciddiyeti henüz halk katmanlarınca anlaşılamamakta. Genel-geçer fikir şu yönde, ‘fişini çekeriz olur biter’. Oysa daha şimdiden bazı (network) bilgisayar ağlarının kendi aralarında ‘dil’.. ‘diller’ geliştirdiği biliniyor; belki şimdilik müdahale ediliyor, ancak ilerleyen akışta -gelecekte- bu mümkün olmayabilir; ki ‘büyük olasılık’ bu yönde.. neyse çok da önemli değil; onlar da, uzak bir gelecekte ‘tanrı’larını (bizi) arayacak nasılsa.. yok ettiklerini bilmeden…

..tıpkı tarihteki en büyük soykırım’larından biri olan ‘Neandertal soykırımı’ gibi.. umarım onların ahı, bizleri; yani, ”homosapien”leri vurmaz.. bu elbette ağırlıklı olan iki görüşten biri; diğeri ise kendiliğinden -üreyememe, yiyeceklere ulaşamama, iklime adapte olamama- yok olmaları.. ama bugünkü ‘ilerlemiş’ (elbette neye göre) homospaines, yani bize baktığınızda, ‘soykırım yapmış olmamız fikri, hiç de uzak ihtimal olmasa gerek; (aslında benim naçizane fikrim, onları avladığımız yönündedir. yemiş olma ihtimalimiz yüksek yani..) kendi içimizde yarattığımız ırkçılık ve tahammülsüzlükleri göz önüne alacak olursak.. daha ‘ilerledikçe’ ‘vicdan ve merhamet’ duygusundan uzaklaştığımız açık..

..ya da ‘çoçyal çorumluluk‘, (yardım yapmakta kırılıyoruz) bir de yeni trendimiz ‘çoçyal meçafe‘miz var artık.. (mümkünse görüşmeyelimciler) ne ilerledik ama, tutana ‘love’ olsun..

..konuyu dağıtmakta üstüme yok.. neyse, daha da yukarıdan devamla, (elbette ‘komplo teorisi derken, video kanallarında, ya da sosyal medyada yer alan zırvalıklardan bahsetmiyoruz.. zırvalıkların çok olması, arada yer alan ‘gerçek’lerin göz-ardı edilmesine yol açmamalı.. işte burada da, okuyan-araştıran ve sadece bilgiye dayalı değil; ki bilgi bugün çok ‘ucuz’ konumdadır.. önemli olan bilgiyi işleyen, bilgiyi eleyebilen beyinlerin varlığıdır; ki herkeste bu potansiyel vardır.. asıl olan, ‘dogma’ ve ‘sahte bilim’ safsatalarından arınmış bir beyne sahip olmaktır.. bunun için gereken ise; kolay elde edilen bilgiye değil, zor yoldan elde edilen bilgiye ulaşmaktır.. )

..’salgın’ vardır, yoktur tartışması, bugün için artık çok saçmadır; bahsettiğimiz güç odaklarının fazla değil, sadece birkaç gün içinde bütün bir insanlığı büyük bir kaosun içine sokması hiç de zor değildir. (ki bugün; o gün için, iyi bir örnektir) Çoğu insan, ‘salgın’ mevzusunun yerel ve küresel boyutları olduğunun ayırdında değil; küresel güç odakları, bu yaşananların zaman içerisinde yerel yönetimlere nasıl bir yük getireceğinin farkında, olması muhtemel ‘bölgesel kaos’ ve sonrasında ‘bütünsel kaos’ politikaları üreterek; dün ‘tu kaka’ ilan edilen ‘ulus devlet’ mekanizmaları dışında kalan ‘sıradan devlet’ mekanizmalarını da felç ederek, WHO gibi.. IMF gibi.. WTO küresel güç örgütlenmelerini devletler-üstü ilan edecek ve sonrasında da, küçük bir örneği ‘bilim kurulları’ gibi yapıların da bağlı olduğu ‘merkezi yönetim’ anlayışına geçecektir.. ancak öncelikle bu yapılar ilk örnekler olarak ‘yerel örgütlenmeler’ şeklinde sunulacaktır; ancak ‘görünmeyen, ya da ispat edilemeyen bağlarla bir birine bağlı çalışacaktır.. (yani siz il hıfzıssıhha kurulunun aldığı bir karar zannedeceksiniz…) anlamak için alim olmaya gerek yok, ‘düşünen insan’..

..elbette ‘düşünen insan’ derken; ‘çok satanlar’, ‘çok izlenenler’, ‘çok haberler’.. ‘daha çok haberler’.. sabah-akşam küresel medya kuruluşlarından haberler, izleyen-okuyan-dinleyenleri kastetmiyoruz.. her türlü ‘yeni dünya’ algı operasyonuna uğrayan; yine de ‘algıda seçicilik’ farkındalığı üzerinden, yine farkında olduğu zannı ile her daim; yine sermayenin ve güç odaklarının etkisindeki vakıf ve kuruluşların sözcülüğüne soyunan, sistemim tam da istediği, sözde çok duyarlı.. çok bilgili.. o kadar bilgili ki, mevzudan habersiz.. ya da doğal olan iki türden biri olan ‘erkek’ düşmanlığını, ‘kadın hakları’ üzerinden dayatılanı normalleştirebilen.. ya da erkeğin eleştirilen her yönünün, nedense kadın -dişi figürü- üzerine yapıştırılmasından rahatsız olmayan; ve hatta memnun olanlardan bahsetmiyoruz..

..düşünen insan, cinsiyetsizdir; ancak biz bunu söylerken, ‘cinsiyetsiz insan’ hayalleri kuran.. ve o hayallere ortak olmayı, gelişmiş insan.. ya da modern insan olmak sanan, ‘yarı aydın’ erkek ve dişilerden ayrılarak söylüyoruz.. artık aptallara ve aptallıklara tahammülümüz yok!. yine trend anlamında söyleyecek olursak, birer ‘zombi’ye dönüştürülmüş insan türü ile; bu yıkıcı ve yok edici sürece karşı koymamız.. kazanabilmemiz mümkün görünmüyor!.

Hemen her şeye ‘inanan’ bir tür geliştirildi; elbette bunda ‘eğitim’ adı altında kurulan sistemlerin de payı çok büyük.. artık neredeyse; ki artık demek de, çok doğru değil!. oldukça uzun bir zamandır ‘dogma’ benzeri bir yapıya büründürülen ‘bilim’, ve neredeyse ‘ruhban sınıfı’ hiyerarşisi ile hareket eden ve haliyle ‘büyük kalabalıklar’ca saygı gören bilim insanları (sermayenin bilimi ve adamları, okuduğunu anlamayanlara açıklama babında).. (ya da anlayan, ama yine de, sivrilik yapacaklara).. Burada ‘yapı’ların neyi temsil ettiği, ya da ne anlama geldiği önemli değil; önemli olan, ‘yapı’ların içinde yer alan ‘zihniyet’ ve neyi amaçladığı mevzuudur.. Artık ‘sağlık’ ve ‘ilaç’ endüstrisinin ulaştığı devasa ekonomik güç ve bu gücün devam ettirilmesi babında devletler bazında; daha doğrusu, küresel anlamda nasıl bir ‘rant’ sağlandığının.. ya da..

..ya da bu yazıya ulaşan ve okuyan herkese soruyorum; ”içinizde, dev ilaç şirketlerinin gerçekten ‘insan sağlığı’ ile ilgilendiğini düşünen var mı?. yani şunu söyleyebilir misiniz; ‘Pfizer’ ya da benzeri firmalar ticari kazanç konusunu her zaman arka planda tutarlar; onlar için önemli olan ‘insan sağlığı’dır’, diyebilir misiniz?. bu soruya bütün bir dünyada ‘evet’ diyen ‘büyük çoğunluk’ var; bilmem, biliyor musunuz?. ve çok ciddi ‘eğitim’ sahibidirler.. (elbette bu, sistemin onlara söylediğidir!)

..oysa hepimiz, duvardaki birer tuğlayız!. (THE WALL)

Salgının artık bir ‘yaşam biçimi’ olacağı kuşkusuz; ancak yukarıda değindiğim ‘küresel ısınma’ konusu ve zamanla benzer yaptırımların ve kısıtlamaların bu anlamda hayatımızın içine gireceğini de söylemek yanlış olmaz. Atmosferin ‘insan sağlığı’na zararlı etkileri olduğu zaman-zaman işlenecek, dev kapalı alanlar ve içinde dev hava filtreleri.. vesaireler; yani şimdilik bizim için olmasa da, gelecekte ‘hava parası’ gerçek anlamını bulacaktır.

..ve pencereden bakan çocuk soracak, eliyle dışarıyı göstererek; ”şu tepenin arkasında ne var?” ve görevli ‘cinsiyetsiz’ ucube cevaplayacak; ”hiçbir şey yok orada.. orada hayat yok!” (cinsiyetsiz doğruyu söyleyecek, çünkü içerdekilerin dışarda yaşama şansı kalmayacak, bağışıklık sistemleri buna izin vermeyecek!) (MARS Nesli..)

Haziran 2019’da başlayan Avustralya yangınları biliyorsunuz tam 242 gün sürdü ve milyonlarca canlı yok oldu, hatta bazı türler!. Kaliforniya yangınları; ki yine ‘büyük kalabalık’lar; yangını, komşusuna sinirlenen bir adamın çıkardığı haberine inanmıştır!. Amazon Orman yangınları.. ancak henüz ”büyük” Amazon yangını çıkmamıştır; çok değil bir iki yıl içerisinde Avustralya Yangınları benzeri bir ‘büyük’ yangın da Amazon’da bekliyorum; çünkü yine yukarıda Rus bilim adamının söylediği gibi, insan kendini çok önemsiyor; ancak, gezegen ve döngüsüne büyük zarar vermesi zor!. ama orman yangınları öyle mi; hele ki ‘küresel ısınma’nın olmazsa olmazı ise!.. peki size bir soru daha; ”orman yangınlarının doğaya verdiği asıl zarar nedir?” pek çok zararı sıralayabilirsiniz; biz, en önemli olanını soruyoruz..

..elbette biliyorsunuz ama, biz yine de söyleyelim; orman yangınları, ”Karbon, oksijen dengesi oksijen aleyhine bozulduğundan atmosferde biriken fazla miktardaki karbondioksit iklim değişikliklerine sebep olur. Ekolojik denge bozulur”

..iklim değişikliği!. ya da ‘oksijen’ aleyhine bozulan dengeler!. bana tanıdık geldi, ya size?. evet bu benim söylediğim.. ya da ‘ima’ ettiğim bir ‘komplo teorisi’ (ama zırva komplolardan değil).. buna inanmak kolay değil.. ama Kaliforniya orman yangınını, komşusuna kızan bir adamın başlattığına inanmak, kolay!. ya da günümüz bağlamında, akıllıca!.

..ya da bu haberi yapan medya kuruluşlarında yer alan ‘salgın’ haberlerine inanmak gibi.. yolda yürürken ölen iki Çinli videosu, al sana yasaklara alkış tutan ‘büyük kalabalık’lar!. ama bu yasakçı zihniyetlerin despotluğundan en çok zarar görecek olanlar, yine ‘onlar’ olacak!.

..çünkü ‘büyük kalabalıklar’; tarihin başladığı günden bugüne, ‘büyük yalanlar’a inanmış!. ‘gerçek’lere sırtını dönmüştür!. çünkü;

..gerçek, inanılması en zor seçenektir!..

..yazıyı Ergenekon sürecinde bana sıkça gelen bir soru ve verdiğim cevapla bitireyim..

”Peki Cem bey, iyi güzel söylüyorsunuz da, biz ne yapabiliriz?. çözüm ne!”

..elbette bu yazının konusu itibariyle cevaplıyorum;

..”siz bir şey yapamazsınız.. bilincinizi (varsa) koruyun, mümkünse çocuklarınıza aktarın.. bu bir ‘süreç’, bazen ‘beklemek’ gerekir.. ki karşı taraf; hata yaptığında, hazır olasınız..”

Bu yazı da ve benim diğer tüm yazılarım da, ‘aktarım’ ile ilgilidir.. evrene ‘not’ düşüyoruz; eğer birileri yemezse, sahiplerinin bulacağı notlar..

sağlıkla kalın.. sağlığınız üzerinden ‘şantaj’a boyun eğmeyin!.

en-dip not:

..ben de tıpkı ‘inananlar’ gibi öleceğim, bunun farkındayım.. hani ölümü tadacağımız konusu ile ilgili.. yani biz ölümsüz olduğumuzu düşünmüyoruz; hatta ölüm gerçekliğine bazılarından -sizden- daha çok inanıyoruz!. artık pamuk olayı, imamın kayığı, papazın eriği, hahamın süiti, falan-filan, sizin bileceğiniz şeyler, orası beni/bizi çok alakadar etmiyor!. yani kayık meraklısı da değiliz.. az toprak bize yeter, kokmamamız için..

cem yağcıoğlu / 28-02-2021

edebiyatgazetesi / kritik eşik