1.Bölüm

Aslında defalarca değindiğim bir konudan bahsedeceğiz bu yazıda.. ‘eğitimli insan mı?. yoksa ‘eğitilmiş insan mı!. Evet belki bu şekilde isimlendirmedim; ancak her defasında bu temel ayrımdan, ya da temelde var olan bu benzer, fakat birbirine zıt iki kavramdan bahsettim. Beni düzenli okuyanlar elbette daha iyi anlayabilir ne demek istediğimi; çünkü ‘sağ-sol’ ayrımlarının gereksiz görülmesi; ki burada hemen bir parantez açmakta fayda var; şöyle ki.. ister inanan olun, isterseniz ateist ya da kendinizi nasıl tarif ederseniz edin, hiç fark etmez. İster ‘yaratılış efsanesi’ne inanın, isterseniz ‘evrim’e, yine fark eden bir şey olmayacaktır.

..her şey var olduğunda, ya da yaratıldığında; ya da yokluk-varlık diye kavramların işlemediği bir boyutta olun, oradan bakın, nereden bakarsanız bakın.. her şeyden önce ‘sağ ve sol’ vardı.. yani seksen darbesi gibi ‘travma’ları yaşayanların kabullenmeleri zor olsa da, evrenin.. ya da doğanın yegane ve değişmeyen iki ilkesidir ‘sağ ve sol’. Her şey bu iki düşüncenin çarpışması ve meydana getirdiği hareket ile ilgilidir; yani ‘canlılık’ dediğimiz şey bile.. hani ‘his’, kendimizi hissediyor olmak ve ona göre tavır geliştirmemiz bile, sağ ve sol düşüncenin (tıpkı elektron proton çarpışması misali-yaşamın olmazsa olmazı çarpışma) yansımaları, kavgası üzerine kuruludur.

..daha anlaşılır ve daha esprili bir anlatımla açıklamaya çalışırsak, şöyle bir tarif geliştirebiliriz:

..sağ, kendi mahallesini temiz tutmak anlamına gelirse; sol, tüm şehri temiz tutmak anlamına gelir.. ya da sağ, kendine yakın olanı sevmek anlamında anlaşılır ise; sol, yakın-uzak gözetmeden herkesi sevmek anlamına gelir, babında.. tabi bu detay bir örnekleme; ya da, düşünsel sistemi tek başına açıklamak anlamına gelmemeli. Pek çok değişken varken kurallar yer değiştirebilir, farklı zaman aralıklarında, farklı uygulamalar devreye sokulabilir. Yine kısa bir örnek ile açıklamak gerekirse, ülkesi işgal altında iken ‘vicdani ret’ talebinde bulunmak ile.. normal zamanlarda aynı talepte bulanmak arasındaki fark gibi..

..ya da, emperyalist bir ülke vatandaşının ‘ret’ talebi ile, sömürge bir ülke vatandaşının ‘ret’ talebinin aynı düzlemde değerlendirilemeyeceği gibi bir durum.. ya da durumlar neticesinde ortaya çıkacak olan davranış şekilleri, kişilerin hangi düşüncede olursa olsun, ‘samimiyet testi’nden geçmesi ile alakalıdır. . çoğu bu testi geçemez!.

..ya ‘sığ milliyetçi’ damarı ağır basar!. ya da ‘sahte sol’ kaçamağı!. daha açacak olursak; evini pislik götürürken, camları pırıl-pırıl olan bir ev kadını.. ya da yanında çalıştırdığı kişilerin haklarını her fırsatta gasp eden, ve fakat ağzından ‘sol’ söylemler düşmeyen bir adam!. ikisi bir birinden farklı değildir; cinsiyetleri ve fikirsel düşünceleri çok ayrı olsa da..

Şimdi dönelim tekrar başa, ‘eğitimli insan mı’?.. yoksa ‘eğitilmiş insan mı’!. Bunu daha iyi anlamak, ya da anlatmak anlamında en başa dönmeli, ‘big bang’!. Büyük Patlama’yı (zerreden yaratılma fikrinin bilimce izahı) kabul etmiş sayalım kendimizi, en azından ben kendimi.. inanç anlamında ‘zerreden yaratılma’ deyin.. ya da çok bilimselsiniz, bilimden yanasınız (tabi burada hangi bilim demeli, ama konu çok karışır..) diyelim, ‘big bang’ deyin, hiç fark etmez. Bu aşamada dindarlar da, bilimciler de ‘tanrı’.. ya da ‘yaratıcı’ kavramına odaklanır; tek fark, ‘bilimciler; bunu kabul etmez görünür.. ama çoğu, teorinin arkasında bir eski ‘papaz’ olduğunu bilmez.. (Georges Lemaître) (elbette bu sadece bir detay, bütünü bozmaz, ya da değiştirmez)

..bu teori bugün, genelde fizikçiler tarafından fazlaca kabul görüyor olsa da, yakın zamanda gözden düşecektir; çünkü ‘kuantum fiziği’nin anlaşılmazlığı.. ya da ‘insan aklı’nın sınırlarını zorlayıcı etkisi, diğer teorilerin daha akla yatkın olduğu fikrini hayata geçirecektir.. ancak ‘kuantum fiziği’nin insan aklının sınırlarını zorlayan etkisi, ‘tanrı’ kavramını ortadan kaldırmayacak, hatta daha belirgin bir ‘etki gücüne’ yol açacaktır. Bilinmezlik ne kadar artarsa, ‘tanrı’ fikri o kadar güçlenir.. ya da ‘tanrı’ fikri, gerçeklerden uzaklaştıkça daha belirgin hale gelir. Koskoca ‘kuantum fiziği’nin; fizik bir kenara bırakılarak, tek başına ‘kuantum’ ismi üzerinden ‘spiritüel’/ruhsal etkinliklerce (fal-büyü-yoga-kişisel gelişim vesaire) kullanılıyor olmasındaki en büyük etken, içinde barındırdığı ‘bilinmezlik’tir.. (bazıları yoga anlamında karşı çıkacaktır; ancak ‘yoga’nın şekilsel ve bedensel anlamda kullanımından ziyade ‘spiritüel/ruhsal’ anlamda derinliklerine indiğinizde, aslında onun da bir çeşit tapınma ve arınma ritüeli olduğunu keşfedersiniz. kabul etmiyor olmak gerçeği değiştirmez..)

..bu sebepten ‘big bang’ olsun, diğer yaratılış teorileri olsun, dinsel-bilimsel hiç fark etmez; temel anlamda ‘sağ’ düşünceyi temsil eder.. işte burada ‘evrim’ devreye giriyor (teorisine girmiyorum).. ‘evrim’ ‘sol’u temsil eder. Bundan sonrasını daha açmayacağım; hem yazı çok uzar, hem de dikkat dağılır. Uzun bir giriş yapmamdaki asıl amaç, yine kendi ülkemiz bazında bir dönem yaşanan ‘sağ-sol’ çatışmaları travmasından çıkamayan, ”ya yine mi sağ-sol, artık bırakalım bu ayrımları’ diye düşünenlerin dikkatini çekmek amaçlıdır. Mevzu üç-beş üniversitelinin hakim olmadıkları konularda çatışmasından çok öte, hemen-hemen her şeyle alakalı olunca.. daha anlaşılır olması bakımından, ‘benim kafam matematiğe basmıyor’ yaklaşımı gibi.. oysa her şey bir ‘matematik’!. o olmadan adım bile atamayız; senin kafanın basmaması başka bir konu, ama gerçek bu!. meali gibi..

..işte ‘sağ-sol’ ayrımı da bu bakımdan önemli; tümden bir ‘Ermeni’ nefreti.. ya da tümden bir ‘Türk’ nefreti ‘sağ’ı temsil eder, burada bir ‘insan’ öznesi bulamazsınız!. suçlunun kim olduğunun bir önemi yoktur; Ermeni iseniz, suçlu olan mutlaka Türk’tür.. Türk iseniz, suçlu mutlaka Ermeni’dir!. oysa size ‘sol’ olarak yutturulan ‘etnik milliyetçileri’ es geçerseniz; gerçek ‘sol’, tümden yargılama ve tümden redde gitmez, yakınlığa-uzaklığa-taraftarlığa değil, ‘liyakat’e önem verir.. (sahtelerini ‘sol’ zannetme yanılgısından kurtulmak kaydı ile..)

..inanç sistemleri ‘sağ’ düşünceden hareket eder, kendisinden olmayanları kabul etmez!. her dinin kendi ‘şeriat’ı vardır; her ne kadar bugün ‘şeriat’ İslam dini ile özdeşlemiş olsa da, bu doğru değildir.. her din, önce kendi kurallarının kabulünü dayatır, sonrasında da, diğerlerini ‘kafir’ olmakla suçlar, bu da, sadece ‘İslam’ dinine özgü bir suçlama değildir, genel kurumsal din yapısının ortak tutumu budur. Sağ, ‘dayatmacı’dır!. her dinin mensupları, bir birlerini ‘kardeş’ olarak betimler-tanımlar; bu da ‘insan’ öznesinden uzak bir tavır ve tutumdur.. daha alt bir tavır ‘ırkçılık’tır; ancak dinler bir anlamda bunun önüne geçse de, üst tavır olarak, kendi düşüncesini ve kabulünü ve taraftarlarını yine ayrıştırır ve reddettiği ırkçılığın bir üst modelini, yine kendisi geliştirir.. kan bağını değil, düşünsel kabulü öne çıkarır; ancak temel anlamda dayatmacı ve sert tavrı değişmez.. kendisinden olmayanı dışlayan her model, ‘sağ’ düşünceyi temsil eder. (okuyucu bu tespitin hedefine kendisini koymamalı, çıkarımını bu bağlamda yapmamalı; ancak katılmayabilir.. )

”Şimdi dönelim tekrar başa, ‘eğitimli insan mı’?.. yoksa ‘eğitilmiş insan mı’!. demiştik” ten bu yana beş altı paragraf daha oldu, baktım da.. henüz daha konuya giremedik; ancak anlaşılması bakımından ve düşünsel anlamda, ‘sağ-sol’ ayrışma ve bu ayrışmanın getirdiği.. ya da, daha getireceği pek çok şeyin temel bağlamda kavranması bakımından önemli idi bu uzama.

..daha da uzamaması için 1.Bölümü burada kesmek yerinde olacak, ilgi duyanlar muhtemelen haftaya bugün 2. bölüme buradan ulaşabilir.. sağlıkla..

cem yağcıoğlu 1804-2021

edebiyatgazetesi / kritik eşik