EĞİTİMLİ İNSAN MI?. EĞİTİLMİŞ İNSAN MI!. 3.BÖLÜM..

Birinci ve ikinci yazıyı okursanız bu bölüm daha bir anlam kazanacaktır..

Küreselci düşünce, ’emperyalist düşüncenin’ yeni dünyadaki adıdır, demiştik en son.. ya kuralcı bir ‘duruş’, ya da pekala, ‘underground’ bir ‘diriliş’tir ihtiyacımız olan.. -sonrasında açacağım-

..düz cümle kuramadığım için özrümü önceden dileyeyim de; özne, tümleç, yüklem, ona göre devam edilsin.. çok uğraştım, ‘yetenek’ olmayınca, olmuyor.. şaka şaka, mütevazilik erdemdir, ancak fazlası ahmaklığa girer..

..zaten ben yazmayı çok sevmem, harflerden resimler yapıyorum, beğenen alsın.. neyse ana konuyu açmaya başlayalım artık. Ergenekon sürecinde her ne kadar ‘milliyetçi’ görsem de kendimi; yine o dönemden bugüne takip edenler ‘evrensel düşünce’ye sahip olduğumu bilirler. ‘küresel düşünce’ demiyorum, arada dağlar değil, evren var. İşte; ‘eğitimli insan mı?. eğitilmiş insan mı?. başlığı, bu anlamda önemli.

Yazının yazıldığı tarih ve öncesini kapsayan bir yıllık süre içerisinde insanlığa yaşatılan ‘korku fırtınası’ ve akabinde dayatılan sistem değişikliği -finans-eğitim-sağlık-yönetim ve devlet mekanizmaları- uzun soluklu bir ‘değişim’in hızlandırılmış hali gibi.. on yaşındaki kızım geçen gün telefonda bana, aynen şu cümleyi kurdu; ”..baba, arkadaşlarımı çok özledim…” öylesine kurduğu bir cümle değildi bu, sesindeki özlemi hissettim.. ve bir şey yapamamanın çaresizliğini. Bana soruyorlar neden yazmaya bu kadar düşkünsün?. çaresizlikten olabilir mi, diyorum çoğu zaman.

..farkında olmak, ama farkında değilmişçesine yaşamak bana göre değil.. kurduğum tüm cümlelerim geleceğe, ‘kızıma’ bir mektup.. ne mi anlatıyorum?. yediği çileğin, ‘çilek’ olmadığını!.

..çilek kokusunun yüz metre öteden duyulduğu zamanlardan, ‘dezenfektan zamanlara’ mektuplar.. nasıl ‘intihar’ ettiğimizi anlatıyorum; ki belki özenirler, belki çilek kokusunu merak eder, geri dönerler, diye.. bu da benim işim!.

..işimi ciddiye alırım, işe yarar mı bilmem.. kim bilebilir?. bir kelime, bir ‘devrim’ başlatır; bir devrim, diğerini.. ‘haramilerin saltanatı’ sonsuz değildir.. (enteresan, normal cümle kurabiliyormuşum.. çalışmalı, çok çalışmalı)..

..fark ettiniz mi bilmem; sohbet muhabbet derken, seksen ikinci keredir konuya giremiyorum.. tam girecek gibi oluyorum, konu konuyu açıyor, değinmesen olmaz, değiniyorum, yine olmuyor.. Uzun yazıları severim, ama uzatmayı sevmem; emin olun tam giremesek de, konudan da sapmıyoruz, her şey hayatın içinden.. ya da konumuz; zaten, hayatın kendisi.. hayatta kalmaya çalışıyoruz, bu bizim genlerimizde var; tıpkı, saldırı altında olan, üreme içgüdümüz gibi..

..iki video görüntüsü ile aramızdaki bağları kopardıkları yetmiyormuş gibi, ‘oksijen’le olan bağımızı da kesiyorlar; işte konuya girdik birden, ben de anlamadım.. daha anlaşılır olması bakımından -başa dönmemek için- örnek bir soru ve cevap yapalım, atıyorum mesela;

..”maske ile, bu yaratılan durumdan kurtulmak mümkün mü”? ya da, ”gözler kalbin aynası ise, göz bandı takmamız daha doğru olmaz mı”? (keşke demeseydim, yakın bir zamanda ‘bilimsel fikir’ diye kalabalıklar ikna edilebilir, suçlusu ben olmasam bari..)

..”maske ile, bu yaratılan durumdan kurtulmak mümkün mü”?

Eğitilmiş insan cevabı; ”yani efendm (efendim demek istiyor) koca koca prof’lardan daha mı iyi bileceksiniz, takın diyorlarsa, takacağız”.

..uzaktan bir çocuk sesi, ”nesef (nefes diyor) alamıyorum, anneciğim”.. bilmiyorum, araya girmiş işte..

..aynı soruya ‘eğitimli insan’ cevabı; ”Bilim insanları söylüyorsa bir bildikleri olmalı, en azından ben öyle düşünüyorum, aksini düşünmek dahi istemiyorum.. ancak yerine oturmayan çok şey var; bilemiyorum ama, akış ve sunuş çok ‘doğal’ gelmiyor bana, ortada garip bir telaş var. Bu gibi durumlarda ‘panik yaratmamak en etkili yöntemken, illa da ‘panik’ yaratmak!. çok garip”..

Şimdi iki cevap arasındaki farkı bulmak, yine konu ile çok bağlantılı.. neyse ben söyleyeyim farkı (yanlış anlaşılmasın, yazının ilerlemesi bakımından.. yoksa ben buldum, siz bulamadınız değil mevzu.. bulamazsanız burada olmazdınız)

Fark, ‘ŞÜPHE’!.

..birinci cevapta ‘şüphe’den eser yok, teslimiyet had safhada. İkinci cevapta ise; bilime karşı duruş falan yok (hani öyle lanse ediyor ya, tatlısu kurnazları), sadece yerine oturmayan bir şeylerin olduğu mealinde bir cevap.. işte ‘eğitilmiş insan’ ile ‘eğitimli insan’ arasındaki fark da budur!. yoksa kimsenin ‘bilim’e karşı durduğu falan yok!.

..mesela kendimden örnek verecek olursam; benim karşı olduğu ‘bilim’ olamaz.. ‘kökten evrimci’ bir adam (‘Darwin’ci değil) bilime karşı durabilir mi!. benim/bizim karşı olduğumuz ‘insan kanı ve genetiği’ üzerinden pazarlığa oturan ‘insanlık düşmanları’dır!.

..‘şüphe’, insan beyninin yön bulma aracıdır (navigasyon dedikleri), yönünü bir kere kaybedersen..

Değerli bir okuyucum bir önceki yazıma, benim başka bir yazımdan alıntı yaparak yorumda bulunmuş; ben de o yorumdan kopyalayarak buraya yapıştırıyorum.. tekrara düşmemek açısından.. (dikkati ve seçkisi anlamında kendisine teşekkür ederek)

..tırnak içinde veriyorum ama, bana ait.. (ego değil, hani kitapta falan kullanmak isteyen olursa, en azından tırnak içine alsın, diye.. mesaj adresine ulaşır, merak etmeyin..)

“şüpheden arındırılmış ‘bilim’!. şüpheyi yasaklayan ‘dinden’ farklı değildir!. size ‘şüphe’ etmeyi yasaklıyorlar; ki ‘bilim’, ‘şüphe’ üzerine kuruludur!.”

..devam edecek.. (söz 4. Bölümde (son bölüm) konuya tam anlamı ile gireceğim) 1.ve 2. bölümü okumadıysanız, boş bir vaktinizde okumanızı öneririm.. bence..

cem yağcıoğlu 02-05-2021

edebiyatgazetesi / kritik eşik

..