Herkesin farklı öncelikleri vardır.. kişilerin aldıkları eğitim, bulundukları çevre ya da alamadıkları eğitim, mecbur tutuldukları kültür -yaşam tarzı-, coğrafya ve dolayısı ile iklim etkisi ve daha pek çok yan etkenle belirlenen ‘seçim’lerle gelen ve yaşamak zorunda olduğu bir hayatın içinde şekillenen öncelikler.

..kimi; sesini kalınlaştırarak konuştuğunda, daha bir karizmatik olduğunu düşünür.. kimi; bir kaç yerine ilginç dövmeler yaptırarak, daha ‘cool’ olduğu sanrısına kapılır.. kimi; egzoz sesi ile tatmin olurken, bir diğeri ‘bakın ne kadar zayıfım’ -‘fit’im demek istiyordur- babında sabah akşam bacaklarının fotoğrafını paylaşır.. kimi; her izlediği diziden etkilenir, ya da filmden, olmayacak kılık ve karakterlere bürünür..

..ya da köylü kökeninden utanan bir adam, ülkenin büyük gazetelerinden birinde baş yazar olur.. hadi bilindik bir örnek olsun; ‘house cafe’de, elinde ‘Jack Daniels’ içtiğini belli edecek bir bardak.. Atatürk’le arası yok ama, arada Atatürk’ü savunan yazılar yazmak gibisinden, ‘arka yüz’ünü örtmek -arka plan-.. sanki ülkenin hangi planda kalacağından emin olamama hali, hocalar ve dervişleri de es geçmeme, hem nalına hem mıhına vurur gibi yapmak, ama iki tarafa da yaranamamak!. ve en kötüsü ne köylü.. ne de kentli olamamak!.

..eline ne ayran yakışır, ne de viski.. ortasında kalmak bir şeylerin, ne acı..

..oysa bir bardak sıcak çay gibisi var mı!. köylüsüne de yakışır.. kentlisine de..

Ben bunlardan çok gördüm, habire inip-çıktığımdan olsa gerek; gerçi uzun zamandır çıkamıyorum ama, üst kattakileri de bilirim, alt katlarda oturanları da.. aslında sorun kaçıncı katta oturduğun meselesi değil, yazının amacı da, kişileri oturdukları katlara göre yargılamak değil; sorun, oturdukları katlara uyum sağlayamayan kat sakinlerinin sorunu aslında..

..daha anlaşılır olması bakımından; adam, amiyane tabirle ‘şerefsizin’ teki.. ama bindiği o cip, ona yakışıyor.. sana yakışmıyor be kardeşim.. sende, hafif ‘eğreti’ duruyor.. mesela bu cümle beni yeni okuyanlar açısından yanlış anlaşılabilecek bir cümle gibi, ama düzenli okuyucular ne demek istediğimi anlamışlardır.. evet son yirmi yılda sermaye el değiştirdi!. biz yirmi yıl önceki sermaye sahiplerini de başımızın üzerinde tutmadık.. ama ne yalan söyleyeyim, bu ‘yeni nesil muhafazakar’lık zırhına bürünen ‘model’lerin ‘uyumsuz’ hallerine alışamadık!.

..sizler gibisini de hiç görmedik!.

Dile kolay, yirmi yıllık bir iktidar.. sözde ‘muhafazakar’ (gerçi bunları Hristiyan, Musevi modelleri de aynı.. emin olun Budistleri de aynı..)

..beni bilenler açısından yine garip kaçacak ama; dua edelim ‘cennet’e gitme hayalleri var da, selam veriyorlar,, yoksa önlerinde öyle bir hedef olmasa.. düşünemiyorum.. (yakınımda olanların çoğu çok samimi inançlı insanlar, elbette kimseyi kırmak değil niyetim..) ama dedim ya, bir gariplik var ‘abi’!. bizim filmlerde gördüğümüz ‘nazik’ ve ‘vicdanlı’ insanlar değil bunlar.. kadını da erkeği de bir enteresan.. lgbtiztc olanları saymıyorum.. onlar gökkuşağının çocukları.. her şey serbest.. Everything is allowed.. bakalım ne zamana kadar bu özgürlük.. ya da nereye kadar..

..yukarıda köylüye laf etmiştik.. şimdi de kentliye dokunalım.. Everything is allowed -her şey serbest-.. kabulü anlamında uzak-ara önde bir metropol insanı gerçeği.. ya da ‘..çok ‘cool’uz biz, her şeyi kabul ederiz.. sonucu ne olursa olsun!’ babında bir yaşam örgütlenmesi.. bilinçli birey yanılsaması üzerinden, robotik tepkileri ‘ilerleme’ zanneden gelişmiş insan modeli..

..’evden çıkmayacaksın’!. ‘tamam ya, ev güzel zaten, çıkıp ne yapayım’.. mealinde..

..ya da, ‘evde otururken kendimi keşfettim.. meğer ada değil, kıtaymışım ben’.. gibi.. ‘oturduğundan olmasın’!.

..’aşı mecbur değil, ama olmazsan sokağa çıkamazsın’!. ‘koşa koşa oluruz, bilinçliyiz biz’.. mealinde ya da..

..ya da, ‘yeni varyant geldi abla (dur cinsiyetçi oldu, ‘abi’ diyelim) abi, gözünü oyacağız, yat’.. ‘nasıl olsa iki tane değil mi..’ varyant modelleri.. biliyorum seviye düşüyor ama.. başka nasıl tarif edilir ki, modern dünyanın, modern insanları bilemedim.. sen de kızıyorsun biliyorum ama..

..çünkü grip aşısında istedikleri başarıyı (sayı anlamında) sağlayamadıkları için, bu kez işi sıkı tuttular ve her koldan saldırdılar.. korku, şantaj, tehdit bir yandan.. siyaset, medya, sermaye diğer yandan sarstı insanlığı..

..ve elele tutuşup aşı olmaya koşarak giden ‘mutlu insanlar’ topluluğu!. her yerdeler, sadece bizde değil, gezegenin her yerinde mutlu ‘kentsoylular’!.

En başından bu yana söylüyorum.. çok öncesinden 2015 basımı kitabımda da bahsettim ‘who’ (dünya sağlık örgütü) nun ve benzeri ‘küresel örgütlenme’lerin insanlığın başına bela olacağını.. kitabımın ismi bu sebepten, ‘içeride ve dışarıda insanlığa kurulan tezgah’tı!. evet bir dönem kitabı idi, Ergenekon süreci ile ilgili; ancak en az elli sayfasını yine de bu ve benzeri ‘küreselleşme’ tezgahlarına ayırmıştım..

..’bu daha başlangıç’ demiştim ilk başlarda.. bu işin ve; bu ‘itaat’ ve ‘ikna’ oluşun rehavetine kapılan küresel sermaye ve elitlerin bu gidişatı normalleştireceğini.. ‘yasak’lara alışmış ve sesi çıkmayan bir küresel toplum yaratma peşinde olduklarını.. vesaire.. belki arada biraz nefes aldıracaklar ama, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.. hiç detaya girmeden şunu söyleyeyim, bu gidişatın daha ‘cinsel hastalıklar’ boyutu var.. şimdi bir arada yaşayan üç nesle vurur mu bu piyango bilemem; ancak ,bu sefer yine Afrika’dan başlayacak bir salgın haberi ile uyanacak insanlar.. bunlar küreselciler, en baştakiler muhafazakarlar idi..

..ya ikisinden de olmayan ‘biz’.. geride kalmak.. ya da, göremediğimiz ileriye bir sıçrayışta atlamak değil, niyetimiz.. elbette ‘bilim’den yanayız; ancak ‘şüphecilik’ten arındırılmiş bir ‘bilim’in, ‘din’den farkını açıklayabilecek olan var mı!. kullanılan bilimsel tanımlama ‘arka plan’ın ne denli karanlık olduğunun bir göstergesi olsa gerek!. ‘sürü bağışıklığı’!. ‘toplum bağışıklığı’, yada; ‘halk bağışıklığı’ yerine neden ısrarla ‘sürü bağışıklığı‘!. düzenli okurlarım bilir, ‘evrim’ fikri üzerinden değerlendiririm hemen her oluşumu.. ‘oluş’u ya da.. yani ‘sürü bağışıklığı’ bana çok ters gelen bir tanımlama değil!. ama neden ısrarla..

..ilgilenenler biliyordur mutlaka, küresel ısınma fikrinin de sorumlusu bulundu.. dinozorlardan sonra en büyük ihanet içinde olanlar ‘sığır’larmış meğer.. sera etkisinin en büyük sorumlusu gaz çıkaran büyük-küçükbaşlarmış!. şaka gibi geliyor biliyorum ama araştırın, işin ciddiyetini ve nelerin planlandığını görün.. fazla uzatmayayım yazıyı..

Dünya genelindeki 1,5 milyar inek ve milyarlarca küçükbaş hayvanın metan dahil onlarca kirletici gaz yaydığı biliniyor. Amonyak salımının üçte ikisinden de inekler sorumlu tutuluyor.

bbc

..ya da ünlü düşünür Bill Gates’in dediği gibi.. hemen aşağıda..

Gates, CNN’de katıldığı bir programda “Bir gün ineklerin bağırsak hareketleri hakkında konuşacağım hiç aklıma gelmezdi. İnekler, bakterilerin metan gazı biriktirmesine neden oluyor ve sıra dışı mideleri var” diye konuştu ve hayvan yemlerinin değiştirilmesi için çaba harcanması gerektiğini söyledi.

cnn

..kuantum fiziğinin keşfi, ‘bilim’ dünyasının ayarlarını bozdu.. bazılarının sandığı üzere, ‘paralel evrenler’ teorisi, ya da 11. boyut ve üzeri üzerine geliştirilen teoriler (M teorisi gibi) öyle bilinen anlamda bilimsel değil (bilinen fizik anlamında) daha ziyade, kuantum fiziği üzerine kurulan denklemlerdir.. yani fizik ötesi.. sanırım anlaşılmıştır.. yani ‘cennet’ fikrinin modernize edilmiş biçimleri.. matrix hayalleri.. ya da (yenisinden) peygamberler çağı..

..insan, aklının ermediği zamanlarda, aklının sınırlarını zorlamayı sever.. insan aklı, yok olabileceğini kabul etmez; dolayısı ile yok olmayacağı alemlerin olduğu fikrinde ısrarcıdır.. bunu kimi zaman ‘din’.. kimi zaman da ‘bilim’ adı altında yapar.. ancak; ‘yok’luk.. ya da ‘var’lık kavramlarının tam olarak ne olduğu.. ya da neye işaret ettiği bilinmezken varlık ya da yokluktan bahsetmek uzun iş…

..mevzu tam olarak GB ile ilgili, hafıza yani.. 200 GB olan bir insanlık hafızasının (diyelim ki) 200 katrilyonluk hafıza gerektiren bir bilgi akışını çözümlemesi (işlemci hızı, beyin yani ayrıca önemli CPU) ne derece mümkün!. buradan ‘tanrı-şeytan’ kuramı doğar mı?. öyle olmuştur zaten.. ama karşılığında ‘cevap’ olmayan her sorunun yanıtı aynı mı olmalı?. işte kuantum fiziğinin keşfi ve ‘bilim’in sendelemesi bundan..

..dinde yeri olmayan ‘şüphe’nin, bugün ısrarla ‘bilim’den de çıkarılmak istenmesinin arkasında yatan sebep budur!. kuantum fiziği, minik beyinlerimizi karıştırdı.. kendimize atfettiğimiz ‘üstünlük’ burada geçerli değil.. neyse…

..ortada devamlı mutasyona uğrayan bir virüs var (iddia o), peki bunca değişim gösteren bir virüse ‘aşı’ nasıl etki edecek!. bu sorunun cevabı yok!. sorması gerekenler sormuyor, soran az sayıdaki gerçek bilim insanları ise, her türlü saldırı ve sansüre uğruyor.. çok sayıda faili meçhul, ya da intihar vakaları da var.. elbette hepsi yalanlanıyor.. tıpkı aşı kaynaklı yaşanan ölümlerin açıklanmaması üzerine alınan kararlar!. (bazı ülkeler, ama sayıları çoğalıyor..)

..ya da aşı mecburi değil, ama oraya, buraya, şuraya giremezsin ‘dangalaklığı’nın bilimsel izahı gibi.. absürt hayatlar yaratma çabaları üzerinden, neye uğradığının farkında olmayan, sağlığına kavuştuğunu zanneden kalabalıklar gibi..

..varyantlar bitmez!. aşı tükenmez..

Son söz şu olsun, naçizane tavsiyem.. sermayenin kalemlerinden, ayrıca tröst sermayenin sözcülerinden (sermayenin bilim adamları) insanlığın yararına bir yaklaşım beklemeyiniz.. onlarca, hatta yüz yıldan aşkın süredir ‘kanser’i ortadan kaldıramayan.. (kaldırmayan mı demek doğru, ortada dönen ranta bakmak..) sürdürülebilir tedavi!. yani iyileşme yok..

..neydi o fıkra.. mokoko mu!. ölene kadar, tedavi..

..ya da neydi o; ”evde olmaktan çok mutluyum, kendimi yeniden keşfettim..” babında.. ”bildiğin salakmışım!”..

cem yağcıoğlu 20-06-2021

edebiyatgazetesi / kritik eşik

NOT: peker olayı ile ilgili fikirlerimi bekleyenler olduğunu biliyorum, hatta bu yazıda bahsedeceğim ile ilgili beklenti de yarattım.. ama özür diliyorum.. yazının akışına uymadığı için hiç girmedim.. ancak, bir iki gün içinde facebook sayfamdan fikirlerimi yazacağım.. tekrar özür diliyorum.. yazıyı kirletmek istemedim açıkçası.. hani kendi pisliğimizde boğulurken, neyse..