..iyi insanlar geçip giderken hayatımızdan, yanımızdan, yanı başımızdan; onları fark etmiyoruz bile..

Bir denklem kurmaya çalışıyoruz kendi küçük dünyamızda; ve kurduğumuz bu denkleme göre şekillendirmeye çalışıyoruz hayatımızı ve başkalarının hayatını..

..kendi ‘ahlak’ anlayışımızı dayatıyoruz diğerlerine, kendi inancımızı, kendi kültürümüzü, kendi ‘sığ’ anlayışımızı ‘evrensel doğrular’ın yerine koyuyor.. ve diğerlerinin hiç tepki vermeden, ‘bizim doğrularımız’ı kabul etmesini bekliyoruz.. ya da kendi ‘inançsızlığımızı’ (karşı tarafın tarifiyle) dayatıyor ve herkesin aslında böyle düşünmesi gerektiği fikrinde sabit kalıyoruz.. (her fikrin ve düşüncenin ve inancın ‘terörize edilmiş’ uygulamaları ve uygulayıcılarını elbette yazının anlamı bakımında dışarıda tutarak)..

Yazının yazıldığı tarih itibariyle, yaşamakta olduğumuz ‘büyük yangın felaketi’, reklam peşinde olan, her yaptığını video kaydı ile gözümüze sokan ‘ünlü’, sözüm-ona ‘fenomen’, birilerince ‘sanatçı’ etiketi tanınmış kişilerin dışında ‘gerçek iyilik sahipleri’!. çoğumuzun onlardan haberi yok!. onlar çoğu zaman yanı başımızdan geçip giderken, fark etmiyoruz bile..

..hiç ummadığımız zamanlarda hayatımıza dokunan ‘iyi insanlar’ın varlığını kimimiz hatırlar, kimimiz bir dahaki dokunuşa değin unutur.. ama onlar varlar ve her zaman da var olmaya ve hayatlarımıza dokunmaya devam edecekler.. oysa günümüz medyası; bilinçli ya da bilinçsiz, bir ‘kötülük sarmalı’ içinde olduğumuz fikrine bizi alıştırmakta.. aslında ‘kötülüğün’, bizim savaşmayacağımız kadar güçlü ve iktidar sahibi olduğunu ve onunla savaşmak yerine ‘ayak uydurmak’.. daha bilimsel anlamı ile ‘bireyselcilik’ anlayışına daha yakın durmamız gerekliliği hakkında ‘bilinçaltı’ mesajlar vermektedir.

Liberalizm!. belki de insanlığı felakete götüren en büyük ‘yıkım’ projesi olduğu fikri, günümüz işleyişi bakımından çok anlaşılmış olmasa da.. ya da ‘serbest piyasa ekonomisi’ denklemi üzerinden, her ‘birey’in kendi adına bir çıkar sağlayabileceği düşüncesinin hakım kılınması ve insanların buna inanması.. bu bozuk düzende ‘piyango’nun bir gün kendilerine vuracağı ihtimali üzerinden ‘sistem’in işleyişine hizmet ediyor olması..

İnsanın elinden ve aklından çalınan en büyük ‘yetenek’; ki bizi biz yapandır!. ‘analitik düşünme yeteneği’.. ‘evrim’ temelli fikri benimseyenler açısından ‘varoluş’ düşüncesine yatkın olanlar bakımından bu denli başarılı olmamız ve diğerlerinin önüne geçmemizin yegane sebebi.. ya da ‘yaratılış’, ‘adem-havva’ dogması üzerinden gidecek olursak, yine aynı sonuca vardığımız gerçeği.. analitik düşünme kabiliyeti’miz..

..işte bugün elimizden alınmak istenen bu yeteneğimizdir.. bugün hemen hemen her düşünce ‘kendi penceresi’nden görünen gerçekliği ‘salt gerçek’ olarak kabul etmekte ve dayatmaktadır.. kimse; yaşadığı coğrafyanın, içinde bulunduğu ortamın.. ya da çocukluktan erişkinliğe değin ‘ezberletilmiş’ bilginin doğruluğu.. ya da gerçekliği hakkında ‘şüphe’ duymuyor.. hiç kimse, karşı tarafın haklı olabileceği tezine.. ya da kendi tezlerinin hatalı.. ya da eksik olabileceği fikrine ‘ihtimal’ vermemekte..

..kişi kendi düşüncesini ‘çember’ içine almaktansa; hatları keskin ‘kare’ içine almayı seçiyor; işte sistem de, bu keskin ayrımları bir biriyle çatıştırarak her zaman olduğu üzere yoluna devam ediyor; tek farkla!. git-gide ‘düşmanlıkları’ körükleyerek ve ‘kalabalıklar’ın bir birinden nefret etmesini sağlayarak!. bunun için; her düşüncenin ‘militan’ları, daha güncel ve anlamlı olacak şekli ile ‘trol’leri, manşetlere taşınıyor ve ‘eloktron-proton’ çatışma algısı bu şekilde işlerlik kazanıyor.. bizde ve tüm dünyada elde edilen sonuç?.

..tüm ‘Müslümanlar’ terörist!. ..modern hayatı savunan herkes ‘ahlaksız!. ..ya da kendi dışında düşünen herkes ‘gavur’! anlayışı ve yönlendirilmiş algı biçimi gibi..

..ya da ‘iyilik’ mekanizmasının sadece kendilerine ait olduğunu düşünen ‘dindar’ (Müslüman, Hristiyan, Musevi ve geri kalan 4300 inanış şekli)..

Yine kendi ‘yerel düşünce boyutu’muza inecek olursak; tümden ‘Osmanlı’ karşıtlığı.. ya da tümden Cumhuriyet’ karşıtlığı gibi..

..ya da yine ve doğru olan evrensel pencereden bakış ile; kadının tümden kapanması.. ya da tümden açılması üzerine.. ve tüm bu çelişkilerin, ‘kadın’ öznesinden bağımsız gelişmesi gibi.. ve her iki uç fikrin git gide kalabalıklaşması ve kutuplaşması.. ve yine yukarıda söylediğimiz gibi; sistemin, bu çatışmaların ‘şiddeti’ ile doğru orantılı büyümesi..

..ya da emperyalist ülkelerin Afrika ve başta Hindistan olmak üzere yağmaladığı ve yakın tarih olan örnekler dururken, ‘Attila’ üzerinden, ”Avrupalı takımın toplumsal belleğine “Türk” kavramıyla ilgili ilk olumsuz imge, Atilla’nın çapulcu ordularıyla karşılaştıkları 450’li yıllarda düşmüştür.” diye söze giren Mine Kırıkkanat örneğinde olduğu gibi; toplumsal bir ‘aşağılık duygusu’ üzerinden kendini kurtarma çabası.. oysa herkes gibi ‘Mine’ Hanım da bilir ki; o tarihler Avrupa’nın kendiliğinden büyük bir karanlık ve ilkellik içinde olduğunu.. ama orasını yazmak işine gelmez; çünkü ‘öykünmesi’nin dinamikleri başkadır..

..işte, ‘trol’.. ‘fanatik’.. ‘bağnaz’.. düşünce sahiplerini bu yazının gidişatı ve konusundan ayırarak yazıyoruz; ‘iyi insanlar’ı ararken, karıştırmamak, yanılmamak.. ya da bir anlamda bize yakın gibi görünen; ancak görünenden çok daha uzak olanlardan bahsetmemek için yazıyoruz.. arada isimlerini düşürsek te kağıtlarımıza, çok da ilgili değiliz aslında..

..iyi insanlar her yerde.. hiç geçmediğiniz bir mahallenin kahvesinde, ya da her gün alışveriş yaptığınız bir marketin kasasında.. bir üniversitenin kürsüsünde, bir panelde, bir hastanede.. belki sokakta evsiz.. belki diğerlerine göre daha iyi durumda.. ama her yerdeler; sadece gözümüze çarpmıyorlar, hepsi bu..

..uyuyan bir evsizin cebine para koyarken videoya çekmiyorlar, paylaşmıyorlar hepsi bu!. ya da bir ‘koala’yı.. bir ‘sincap’ı alevlerin arasından çekip alırken yanan ellerini kameraya göstermiyorlar.. daha ötesi başkası çekerse görüntülerini, ve zorla uzatılırsa mikrofon, öyle kocaman-kocaman cümleler kurmuyorlar, hatta içten içe utanıyorlar.. onların binlerce, milyonlarca takipçisi yok.. öyle dertleri de yok..

..kimi, adını hiç duymadığımız bir köyde yaşarken, kimi İstanbul’da, Paris’te, Tahran’da, Roma’da, Bakü’de, her yerdeler.. ben İzmit Depremi sırasında tanıştım bazılarıyla, akın akın geldiler ‘işgal’e de uğramadık!. bizden de akın akın gidenler var; her felakete.. her ihtiyaç duyulduğunda ‘orada’ olanlar gibi..

Başta söylediğimiz gibi, ‘analitik düşünMe’ yeteneğimizin kaybı; ki bu ‘siyaset’ ve ‘uluslararası ilişkiler’ bağlamında çok önceleri yitirildi.. ancak bireysel anlamda yaşanan bu kayıp, beraberinde tamamen sisteme odaklı; sistemin muhalifi gibi görünse de, sistemin kısa vadeli getirilerinden her anlamda yararlanan, sistemin toplumsal sömürü mekanizmasına hem hizmet edip.. hem de ‘karşı’ imiş havası yaratan; ki yine bu grupta başta söylediğimiz, yeni nesil ‘fenomen’.. sözde ‘sanatçı’.. ya da sahip olduğu statüyü ne pahasına olursa olsun koruma, ancak yine de tüm olana bitene ‘karşı durma’ hevesinde olanlar gibi..

..güçlünün yanında, gölgesinde kalıp, zayıftan yana görünme aldatmacası gibi..

..ya da saraydan geçinip, halktan yana olmak gibi..

Ya da, büyük yangınlarda yanarak can veren canlılar için, maddi karşılık ile işin içinden çıkan zihniyet ile.. milyonlarca yok olan canlı için ‘telef’ oldular kelimesi üzerinden üzüntülerini belirtenler.. hemen herkesin bildiği üzere, ‘telef’ kelimesi, içinde; anlam, duygu.. ya da insani hiçbir anlam taşımaz!. Arapça ‘itlaf’ sözcüğünden türemiştir.. ancak kullanım şekli ile ifade ettiği anlam, daha çok maddi zararla ilgilidir; yani onlarca hayvan telef oldu derken, ‘üzüntü’ duymaktan çok, uğranılan maddi zarar ifade edilir.. işte bu ‘kültür’ ile büyüyen bir zihniyetin kaybolan yiten bir ‘yapı’ ile, hayatını kaybeden canlıları, benzer maddi karşılık ile telafi edebileceğini düşünmesi, bana çok enteresan gelmemekte.. size de gelmesin..

..ancak benzer düşünce ve inanışta olanların da (ana yapı olarak), aynı kategorik eleştiriye ‘tümden’ dahil edilmesi.. tersinden başka bir yanlışa düşme sonucu doğurmaktadır; ki sıklıkla yapılan budur!.

..işte ‘analitik düşünme’ bu anlamda ve daha pek çok durumda düşünülenden çok daha fazla önem kazanmakta.. peki nedir ‘analitik düşünme’?. konu, durum her ne olursa olsun, ne kadar karmaşık olursa olsun, en kısa yoldan ve her ihtimal hesaba katılarak sonuca ulaşma yöntemidir, diyebiliriz.. bu benim mealim olsa da, eksik/fazla ifade ettiği anlam budur. her açı, her pencereden bakma gerekliliğini ifade eder; sadece öğretilmiş, ya da genel-geçer doğru kabullerin değil, karşı ve muhalif görüşlerin de dikkate alınması, değerlendirilmesi gibi..

..ama bugün insanlığın; her anlamda, ‘öğretilmiş’ bilgiyi ‘mutlak doğru’ kabul etmesi ve diğer tüm ‘ihtimalleri’ ‘komplo teorisi’ olarak algılaması (zırvalıklardan bahsetmiyorum).. son ‘salgın’ olayı ve üzerine yaşanan tartışmalar bunun en iyi örneğidir!. ve ‘analitik düşünme’ temelli ‘bilim’in, yine bu temelden ayrıştırılmasının.. yani ‘şüphe’ temelinden uzaklaştırılması ve ‘büyük kalabalıklar’ın hemen her şeye hiç sorgulamadan ‘ikna’ olması.. ve elinden kayıp giden özgürlüğüne sahip çıkmaması gibi.. elbette ilerleyen zamanlarda çok ağır olacak sonuçlarını göremeyecek olsalar da.. gelecek nesillerin ‘prangalı hayatları’ından sorumlu olacakları çok açıktır!.

..iyilerin kötülükle savaşı hiç bitmemiştir!. hiç de bitmeyecektir.. biri olmadan diğerinin olmayacağı bu döngüde, bu dünyada, ümitsizliğe kapılıp, boş vermek!. umursamazlık takınmak!. insandan nefret etme durumuna gelmek, kolaya kaçmaktır, bir çeşit üstünlük iddiasıdır; ki ‘kötülük’ dediğimiz soyut kavramın itici gücü budur!. mücadele devamlılık arz eder ve bu gibi evrensel düzlemin temel sorunlarında sonuca gitmek.. ya da varmak sonsuzlukla eş-değerdir!. yani her zaman ‘sonuç’ yoktur; çünkü burada ifade edilen ‘sonuç’, aslında ‘son’ ile ilişkilidir!. ki her şeyin bittiğini ifade eder.. tanımsal ifadelerin, soyut tariflerin ya da kelimeler aracılığı ile şekillendirilen ‘kavram’ların, ‘başlangıç ve son ilişkisi’.. ya da ‘zafer’ diye tabir ettiğimiz ‘başarı’ izahı ile açıklanabilir bir yanı da yoktur..

..iyi ve kötünün savaşı ‘atom’dan başlar, evrenin her yanına dağılır!. ve illa ki bir ‘son’ düşünülecek olursa; ki bu düşünce, ‘insan aklının’ çok ötesine uzar-gider.. yine de illa bir ‘son’ düşünülecek olursa, iki taraf için de ‘zafer’ yoktur!. çünkü hayatın devinimi bitmiş demektir.. çünkü ‘hayat’ bu çatışmadan doğmuştur ve bu çatışma ile devam edecektir..

..önemli olan; yer kapladığımız zaman aralığında nerede durduğumuz, ne tarafa daha yakın olduğumuzla alakalıdır!. tümden bir ‘iyilik’.. ya da tümden bir ‘kötülük’ yoktur, olması da mümkün değildir.. düşünsenize, sekiz milyar insan var ve herkes çok iyi; daha anlaşılır olması bakımından mitsel bir örnek verelim.. herkes ‘melek’!.

..ben şahsen böyle bir ‘algoritma’ içinde yaşamak istemem.. çünkü orada ‘hayat’ yoktur!. bildiğimiz anlamda..

..ama ‘iyi insanlar’ her yerde.. bize bunu unutturmaya ve bir birimizden ‘nefret’ etmemizi sağlamaya çalışıyorlar. İşte modern insanın düşmemesi gereken en büyük tuzak budur!. en yakınlarımıza sarılacağız; ancak ‘salt iyiliğin’ sadece bize ait olduğu.. ya da bizden başka ‘iyiler’ olmadığı yanılgısına düşmeyeceğiz!. uluslararası siyasetin tuzağına düşmeden ülkemizi savunacağız, her ülke ve her yapı için geçerli olan bu durum karşısında, ‘insan’ öznesinden kopmadan.. ve herkesi ‘düşman’ görmeden!..

..insanlık düşmanlarının vatanı.. ya da her hangi bir ‘aidiyeti’ yoktur..

cem yağcıoğlu 05-08-2021

edebiyatgazetesi / kritik eşik