..işte o günden sonra hiçbir ‘vegan’la birlikte olmadım.. cem yağcıoğlu

..”artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” teranesi, insanoğlu, ya da kızının tarih sahnesine çıktığı günden bu yana, ilk defa, anlam kazanmıştır. Bölüşmenin, paylaşmanın, alın-terinin ve hepsinden önemlisi sınıfsal mücadelenin ‘kapitalizm’e yenilmesi; ki bilinen ve yazılı tarih boyunca hep var olan bu zihniyetin, artık ‘ezilen’ sınıflarca da kabul görmesi.. ve enteresandır ‘onaylanması’.. ‘ değişimin en başında olduğumuzun habercisi olsa gerek..

‘Sosyal Darwinizm’ !. çoğunluk tarafından karıştırılsa da, ‘Evrim Teorisi’ (doğal seçilim) ya da Darwin’le ilgili değildir; bu olsa olsa ‘yapay seçilim’ (insan müdahalesi) ile açıklanabilir (öjeni).. bu bakımdan ‘sosyal Darwinizm’ ile ‘evrim teorisi’nin çürütülmeye çalışılması; yani -güçlü olanın hayatta kalması- ilkesi, doğanın kendi dinamiği içinde sorgulanamaz bir yapı iken, bu işleyişi sosyal bakımdan ‘insan ve medeniyeti’ne uyarlamak; yani -güçlü olanın hayatta kalması- ilkesini meşrulaştırmak..

..işte kapitalizm ve gövdesi liberalizmin günümüzde yapmaya çalıştığı tam da budur!. yalnız bu durum; ne ‘teori’, ne de, Darwin’le ilişkilendirilebilir!. Geçmişten bugüne bakacak olursak dönemin ‘kilise’ görüşü, hem teoriyi hem de Darwin’i itibarsızlaştırmak, hem de ‘yaratılış efsanesi’ni korumak için pek çok yol ve yöntem denemiş olsa da, ‘gerçek’lerin üzerini örtmek, ya da yok saymak mümkün olmamıştır..

..pek çok kişi kapitalizm ve liberalizmin farklı yol ve yöntemleri olduğunu düşünür; ki özünde aynı olsalar da, siyasal ve ekonomik açıdan farklı isim ve tanımlamalarla ayrılırlar.. ancak ‘öz’ aynıdır!. ayrılığı şu şekilde tarif edebiliriz, ‘küresel sağlık sistemi’ üzerinden bir örnekle..

Kapitalizm insanı önce sömürür, hasta eder, sonunda öldürür!. oysa liberalizm, son kısımda öldürmeyi değil, yaşatmayı seçer; ancak kalıcı tedaviyi değil, sürdürülebilir tedaviyi uygular.. dolayısı ile liberalizmde ‘sömürü’ devamlıdır.. ez-cümle; liberalizm kapitalizmin sistematize edilmiş halidir.. tam bir ‘sosyal Darwinizm’!. (öjeni)

Yazının tarihi itibariyle -24-07-2020- covid-19 denen salgın ve WHO’nun (dünya sağlık örgütü) devletler hiyerarşi üzerinden, yine ‘bilim kurulları’ aracılığı ile devreye girmesi.. önce yaşlı nüfusun hedef alınması, yine günümüz tarihi itibariyle ‘aşı’ uygulamasının yaklaşması ve önce gençler ve ardından çocukların da ‘risk grubu’na dahil edilmesi.. girişte dediğimiz gibi; ”artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” tanımlamasını doğrular nitelikte..

..”artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” derken; engizisyon döneminde ‘kilise’nin sözü üzerine söz söylenemediği gibi.. bugünden yarına da -en azından uzunca bir süre- ‘bilim kurulları’nın sözü üzerine söz söylenemeyeceğini baz alabilirsiniz..

Sıradan halk yığınlarının anlı-şanlı.. kelli-felli ‘bilim(!) insanlarına karşı çıkması.. bırakınız karşı çıkmayı;

..”ya çok özür dilerim, siz bu aşıyı yapıyorsunuz ama, içinde neler olduğunu (muhteva) öğrenmemiz mümkün mü acaba?” diye sorması ile.. yukarıda bahsettiğimiz engizisyon döneminde, sıradan birinin bir din adamına, ”ya rahip efendi iyi hoş diyorsun da, cadı ‘ayağına’ kadın nüfusunu -hem de çoğu şifacı (bugünkü tıbbın, o günkü hali) yok ettiniz, adalet mi bu?” diye, sorması gibi bir şey..

..yakarlar adamı.. kadını da diyelim, ayrımcılık olmasın..

Elbette ‘gerici’ fikirlerin ‘bilim ve ilerleme’ karşıtlığı ile (tanrının işine karışılmaz safsatası üzerinden) bizim ‘bilim’ adı altında ‘sosyal Darwinizm’ -öjeni-.. ya da daha açıklayıcı olması bakımından trans-hümanizm; ki onu da olumlu-olumsuz pek çok açıdan değerlendirerek.. yani toptan bir karşı çıkış olarak değil, ‘evrim’in işleyişine yapılan müdahalelere -yapay seçilim- karşı durarak.. peki neden?.

..çünkü günümüz ‘insan’ı henüz ‘bebek çağı’nda.. süreci anlatmak bakımından henüz ‘çocuk’ bile sayılamayacak.. ya da henüz ‘primat’lardan ayrışmış bile değil iken.. hemen geçmişe bir yolculuk yapalım ve Darwin’in dedesi Erasmus Darwin’in bir sözüne kulak verelim;
“Bütün sıcak kanlı hayvanların bir küçük iplikçikten ortaya çıktığını hayal etmek çok mu iddialı olur?” ( Zoonomia-1794)

İki yüz elli yıla yakın bir sürede, ‘iplik’ yerine ‘sarmal’ tanımlamasına henüz geldik!.

Şu yanlış her devirde yapılır; inançlı olan insanlar, kainatın.. tüm evrenin mükemmel bir denge ve hesap üzerine kurulduğunu düşünür ve inançlı olmayan diğerlerinin, evreni ve yaşamı çok basite indirgediğini düşünür.. oysa bu tamamen yanlıştır!. en azından ben, hiçbir ‘teist’ düşünceden olmamama rağmen -olma ihtimalimin olmaması da dahil- kainatı.. tüm evreni ve üzerinde bulunan yaşam şekilleri ve dengeyi en az onlar kadar mükemmel ve olağan-üstü buluyorum.. yine onların deyimiyle ‘aciz’ olmak gibi.. ben de kendimi ve ait olduğum bu medeniyeti haddinden fazla yetersiz ve sığ buluyorum..

..peki aradaki fark ne?. onlar kendilerini ‘aciz’ ve ‘kul’ olarak tanımlarken; diğer yandan ‘özel’ olduklarını düşünüyorlar!. işte fark burada ortaya çıkıyor.. ‘malzeme’ (dna-kodlama) aynı olunca ‘özel’lik.. ya da ‘üstün’lük nereden geliyor!. hep merak etmişimdir..

..güzel ve çekici ‘dişi’lerin hiç tuvalete çıkmadığını düşünen erkek milleti gibi.. burası şaka tabi, öyle bir şey yok!. sakın inanmayın.. epeyi önceleri ‘vegan’ bir ‘dişi’ arkadaşım vardı, o malum yeri kullandığında, en az iki gün başka mekanlarda gideriyordum ihtiyacımı.. o kokuyu tarif edemem..

..düşünsenize, gezegendeki her canlı, bir-birini yiyerek besleniyor ve çoğalıyor!. hani bazı kişilikleri aşağılamak ve kategorize etmek için ‘düşük profil’ tanımlaması kullanılır; onun gibi bir şey aslında.. henüz profilimiz; yani özellik anlamında üzerimize yüklediğimiz her şey, bilim alanında, sosyal varlıklar anlamında, diğerlerinden çok yukarıda değil; kaldı ki, daha kaba bir tabirle, ‘malzeme aynı‘!.

Peki bu ‘insan’daki üsten-bakmacı tavır ne?. ya ‘tanrıcılık’ oynama iç-güdüsü, neden bu denli önde.. ya da ‘vegan’ olma fikri ile; sözde, gezegenin temelinde var olan ‘beslenme’ şekline karşı durarak, kendini daha da öne sürmek -önde görmek- ve ayrışmak telaşının altında yatan güdü, ne?.

..işte ‘tanrı’ fikri ve ‘insan’ın ”ben özelim her halde” -öteki taraf- (yok olma korkusu ve buna anlam verememe) ve her şey ‘insan için’ temelli içselleştirmeler ve üzerine inşa edilen inanış biçimleri..

..ya da ”buraları bize tanrı verdi” saf-satası..

..ya da, bize niye bir yer göstermedi!. demek hakkımız değil mi!.

..mezbahaları başka türlü kuramazlardı.. her şey insan için!. gezegendeki ‘vahşet’ başka türlü normalleşemezdi.. oysa herkes bir-birini yiyor; ama daha akıllı olduğu savındaki insan, bu terörü ‘organize’ bir biçimde uyguluyor!.

..tekrar günümüz sistemi ve eleştirisine dönecek olursak..

Fukuyama’nın bir ‘liberalizm’ güzellemesi olan ”tarihin sonu” tezi çökmüştür!. çünkü batı çökmüştür; ancak burada düşülen yanılgı yükselen yıldız Asya ekonomisinin farklı olmayacağının görülmemesidir!. zira ‘insan’ nesli hangi coğrafyada etkin olursa olsun ‘davranış biçim ve şekilleri’.. yani tepkileri değişmemektedir!. belki bu noktada ‘sosyal Darwinizm’in etkileri ileride daha da belirgin bir hal alacak ‘milliyetçilik’ ve ‘din’ unsurları (küreselcilik karşıtları) liberalizmin önüne set olamayacaktır. Bu bakımdan Fukuyama’nın ”tarihin sonu” tezi farklı açılardan ‘güzelleme’ algısına kapılmadan değerlendirilebilir..

Çin fikrinin abd fikrinden daha iyi ve daha insancıl olacağını düşünenler; yani batının çöküşü ve doğunun yeniden doğuşunu müjde olarak görenler, zaman içerisinde düştükleri yanılgıyı göremeseler de; devam eden nesilleri, yaşayacak ve görecektir.

..tıpkı bugünlerde kadın -dişi- hakları üzerinden değişime zorlanan sistemin; ki daha önce erkek egemen sistemin iflasının kaçınılmaz olduğunu yazmış biri olarak söylüyorum.. ”İstanbul Sözleşmesi” adı altında yüzeysel anlamda kabul gören ve genel çoğunluğu ‘doğru’ ve ‘mantık’ çerçevesine oturan anlaşmanın satır aralarında yer alan ‘tehlike’nin farkında olmayan ‘büyük kalabalıklar’ olduğu aşikar.. bu konuda ‘Perinçek’ ile aynı düzlemde olmak bana ‘acı’ verse de.. maalesef durum budur.. tehlikenin arka planını, boyutlarını ve geleceğe dair neleri ‘inşa’ etmeye çalıştığını sonraki bir yazıda madde madde yazacağım için bu konudan çıkıyorum.. ancak şunu söylemeliyim ki; sözleşme her ne kadar dinciler ve diğer muhafazakar gruplar tarafından istenmese de; benim bizim argümanımız, karşı duruşumuz ‘doğa’ ile olan aykırılığı üzerinedir!. devam edeceğim..

..zaten dinci yapı ve yeni nesil muhafazakarlığın karşısında yer alan ‘küreselcilik’ akımı dışında bir ‘karşı çıkış’.. ‘karşı fikir’ oluşmazsa.. yani bir ‘üçüncü yol’ bulunmazsa, bilinen medeniyetin sonu gerçekten kaçınılmaz olacaktır.. zaten yukarıda bu sebepten bir ‘ihtimal’ tanıdım Fukuyama’nın tezine..

Bir yanda dinci yapıların bitmek-tükenmek bilmeyen ‘sabit fikir’liliği.. diğer yanda ‘küreselci yapıların’ (ki içlerinde kripto dindarlar mevcuttur) kazanılmış değerleri tümden yok sayıp, koca bir insanlığı ‘kurallar manzumesi’ ile yönetmeye çalışması ve fikri dayatması.. işte bu iki ‘dengesiz’ akımdan kaçacak ve sığınacak yeri olmayan ‘insanların’ bir ‘üçüncü fikir’ e.. daha insani ve daha ‘adaletli’ bir fikre alternatife ihtiyacı vardır..

Modern insan.. ya da kendisini bu şekilde tanımlayan bireylerin dinci yapıların baskı ve şiddetinden kaçmak için ‘küreselciler’in kucağına düştüğü bir dünya.. işte tehlike buradadır!. ‘cinsiyetsiz insana doğru’ bir gidişat, ‘modernite ile açıklanmakta.. kendiliğinden olan (doğal seçilim-evrim) değil.. müdahale ile yaratılan durum ve durumlar (yapay seçilim) normalleştirilerek; yine, modern insan üzerinden medeniyete dayatılmaktadır!.

..sözleşme ve benzeri yaklaşımların tek çıkış noktası; erkek çocuklarının oyuncak araba ile oynarken, kız çocuklarının oyuncak bebek ile oynaması!. işte problem burada (onlara göre..) geçenlerde okuduğum ve sözleşmeyi ‘kutsal metin’ statüsüne sokan bir makalede aynen şu şekilde açıklanıyor mevzu..

Hayat Bilgisi kitaplarındaki görsellerle büyüdük. İşte bu görselde küçük bir çocuğun zihnine inşa edilen toplumsal cinsiyet rolü şudur; Kadınlar annelik görevlerini yerine getirir, ev işleri ile ilgilenir ve çocuk bakarlar, erkekler ise işe gider ve kendilerini geliştirici ve yatıştırıcı aktiviteler ile ilgilenirler. İşte bu durum tam olarak cinsiyete dayalı roller inşa etmektir.

..şimdi soruyorum, ‘cinsiyete dayalı rol ne demek?. ha bu sorunun cevabını köhneleşmiş gelenekler ve kültürel yozlaşmalardan arta kalan ‘model’lerle açıklayacaksanız başka.. orada hem fikiriz.. ancak bir ‘dişi’nin annelik görevini yerine getirmesi, ‘doğa’nın dişiye biçtiği bir rol değil midir!. ne ile neyin talep edildiği ‘mantık’ çerçevesi içinde paralellik arz etmediği zaman; ki ‘küreselciler’ bunu çoğu zaman yarattıkları ‘paradoks’larla çok iyi sağlıyorlar.. diyelim ki, sen de benim gibi ‘tanrı’ fikrine karşı oldun.. eyvallah.. iyi de ‘kardeşim’; ‘doğa’nın işleyişine müdahale etmek de neyin nesi!. (makalenin yazarı da bir kadın..)

..işte bu da tıpkı dinci yapıların ‘her şey insanlar için.. üstün olan insandır, fikrinin bir başka tezahürüdür.. kendini doğaya ait görmemek!. ‘ben özel’im demek gibi.. değilsin işte!. değiliz!.

..sıçtığın sürece ‘özel’ değilsin!.

..işte o günden sonra hiçbir ‘vegan’la birlikte olmadım… ama onlara hep saygı duydum, o ayrı…

 

cem yağcıoğlu 26-07-2020 ..uyanık olmalı..

edebiyatgazetesi / kritik eşik

Yeni Bir Düzen Kuruluyor!.

Yeni Bir Düzen Kuruluyor!.

..insanları iki şekilde etkisiz hale getirebilirsiniz; birincisi, ‘güvenlik zafiyeti yaratarak!. ikincisi, ‘sağlık’ endişesi yayarak!.

Salgınla ilgili bilgi kirliliği ile baş etmenin imkansız olduğu ortadadır; ancak yine de ‘büyük kalabalıklar’ın tüm bu bilgi kirliliği, yanlış yönlendirme ve medya organlarının ‘panik’ ve ‘kaos’ ortamını kalıcı kılma çabaları sonuçlarını vermeye başlamıştır. Büyük kalabalıkların içinde yer alan her bireyin ‘sistem’in devamı için kendisini görevli ‘sayması’nın (zannetmesi) dışında, tehlikenin büyüklüğü ve zaman içerisinde neye ve nereye evrileceği konusunda, -yine- ‘büyük kalabalıklar’ın hiçbir şeyden haberi olmadığı açıktır..

Her ülke kendi yerel ve bölgesel sorunları ile uğraşırken; yine ‘sığ’ milliyetçilik akımları ile sözde kendi insanlarının çıkarlarını gözetir şekilde ve her haliyle ‘yeni nesil muhafazakar’ kitleler arasında kurulan sahte bağlar ile oyalanırken.. insanlığa kurulan ‘tezgah’ son aşamasındadır!. büyük çoğunluğun anlamadığı, ya da anlamlandıramadığı budur.

..salgın bahanesi ile maske kullanımının ve aşırı ‘hijyen’ tavsiyelerinin; neden sonra ‘bağışıklık sistemine’ vereceği zararlar anlatılmamakta.. anlatanlar, ya da anlatmaya çalışanlar tüm medya, sosyal mecralar ve her alanda yasaklarla engellenmektedir.. ‘büyük kalabalıklar’a bu gerçekleri anlatmak, kabul ettirmek zordur ve hatta çoğu zaman, imkansızdır..

..her insan (birey olarak) öğretmeninden doktoruna ‘SYSTEM’ devamı için ‘algı operasyonları’na boyun eğecek, ‘inanç kurumları’ (başta semavi olduklarını iddia eden üç din) her türlü müdahaleyi ve ‘yapay seçilim’ konularını ‘tanrının laneti’ yorumları ile taraftarlarına kabul ettirerecek!..

..doğal seçilim ‘evrim’dir!. yapay seçilim ise, kendilerini mitsel bir kahraman olan ‘tanrı’ figürü yerine koyan ‘küreselciler’in geçmişten bu yana insanlığa oynadıkları bir oyundur!. hedef insan ‘dna’sıdır; bunu da öncelikle beslenme zincirine müdahale ile (gdo-gmo) yaparken, diğer yandan ‘nüfus kontrolü’ bahanesi (ki ‘büyük kalabalıklar’ ne denli fazla olduklarına ve gezegenin artık yetmeyeceği fikrine de inandırılmışken.. elbette her birey kendisini ‘ayrı’ tutarak..) ve kaynakların yetersizliği, küresel ısınma vesaire konular..

..enteresandır, tüm bunlardan sorumlu olanlar; ‘dünya’yı ve insanlığı hizaya sokma peşindeler!. hem de kendilerinde olan sorumluluğu hiçe sayarak!. ve son yüz yılda yaratılan -inançlı-inançsız- hiç fark etmez, ‘modern insan’ (sözde) her türlü ‘algı operasyonuna’ açık bırakılmışken..

..belki bizim neslimiz görmese de; yine de insanlık tarihi bakımından çok yakın bir gelecekte bir iki video gösterimi ile ‘mesih’in geldiğine (indiğine).. ki fazlaca inanç kurumları ile haşır-neşir olmayanlar dahi inandırılacaktır.. tehlike sanılandan ve beklenenden büyüktür; ki bu hadise bazılarının bilip-bilmeden habire tekrarladığı üzere illuminati-millimunati gibi ‘sığ yaklaşımlar’dan.. ya da bir kaç aile işi değildir, yakın tarihle bağlantılıdır; ancak, geçmişi Sümer’lerden ve dahi yazılan tarih aralığında yeri olmayan..

..yani kısaca -kayıp zaman aralığı- milyon yıllık geçmişlere uzanan ve dahi, önce mitler ve sonrada dinler tarihince yazılan ve elbette geçmişten geleceğe pek çok şekli ile tahrif edilmiş ‘bilgi kırıntıları’nın anlattığı üzere.. tanrı-şeytan ikilemi üzerine kurgulanmış olan bitmeyen bir ‘hikaye’.. savaşın devamıdır… şimdi bazılarına çok ‘uç’ gelecek belki; ancak, bugünlerde çok revaçta olan ”Mars One” projesi de bu hikayenin belki başlangıcını.. belki de sonunu temsil etmektedir!.

..belki de cennetten kovulma hikayesinin ardında yatan ‘giz’, bizim bu gezegene sonradan geldiğimiz gerçeğidir!. bu ve benzeri konulardaki en yakın tarihi dokümanlar Sümer’lerde tükenmektedir.. sonrası ise; elbette yakın tarih bakımından mitlerin dinlere dönüşmesi ile bugünlere ulaşmıştır.. ve fakat tüm gerçeklerden arındırılarak ve sadece ‘tinsel’ ritüeller olarak!.

..bu da düşünen insan yerine, düşünmeden bilinmezlik üzerine ‘biat’ (itaat) kültürünü yerleşik kılmıştır.. geçmişle bağ burada kopmuştur; cennet-cehennem, adem-havva ve benzeri ikili simgesel anlatımlar olduğu şekli ile; ve sadece ölümden sonraki hayat çerçevesinde değerlendirilmiş ve ihtiva ettikleri derinlik ‘sığ’laştırılarak ortadan kaldırılmıştır.. kaldı ki, bu ve benzeri ikilemlerin bilinen dinler tarihinden çok önce de var olduğu, araştırmacılar için gerçektir.. bunların en yakını olan ‘zerdüşlük’ inancı incelenirse benzerlikler açıkça görülür.. bu bakımdan ‘Göbekli Tepe’ ve tarihi çok iyi incelenmeli ve bağımsız araştırmacılarla yakın tarih gerçekleri ortaya çıkarılmalıdır.. Göbekli Tepe’nin Urfa’da bulunmuş olması!. Şanlıurfa’nın ‘peygamberler şehri’ olarak adlandırılması ve semavi olduğu söylenen üç dinin ‘paylaşamadığı İbrahim peygamber’in bazı kaynaklara göre, yine Urfa doğumlu olması.. (ben daha ziyade Hindistan kökenli olduğu -coğrafi anlamda- yönündeki iddiaları daha gerçekçi bulmaktayım).. (yine bazı kaynaklar İbrahim peygamberin Sümer’li olduğunu yazsalar da bu oldukça zorlama bir yaklaşımdır)

..ancak Göbekli Tepe de dahil olmak üzere tüm bunlar bir insan ömrü için çok uzun; ancak sıralı tarihsel akış içerisinde çok kısa (yakın) tarihleri temsil eder.. benim.. ya da bizim demek istediğimiz asıl gerçek ise; bahse konu ettiğimiz ”insanlığa kurulan tezgah’ın çok daha eski ve uzak geçmişlerde yattığıdır.. (zamanı ve yeri geldikçe bazı açılımları ara-ara yapıyor olsam da; yine bahse konu olan bu olaylar sırası ile kağıda dökülecek olsa, yine benim-bizim ömrümüzün yetmeyeceğidir.. ki esas olan devamlılığı sağlayarak çok uzun sürecek olsa da, bu ‘tezgah’ı bozmaktır niyetim-iz!.)

..her zaman dediğim gibi; inananlar için varlıkların en şereflisi.. ya da bizim gibi düşünenler açısından doğa’nın harikası ‘insan’; bilinen, ya da yazılan tarihten öte, düşünce tarihimizden çok önceden beri saldırı altındadır.. bu saldırılar, yine insan ömrünün çok kısa olduğu gerçeğinden hareketle dönem dönem artarak.. ya da dönem dönem ara verilerek süre gelmektedir.. neslimiz itibariyle en önemli ‘kırılma’ noktasında olduğumuz açıktır; zira ‘doğal’ olan her şeyi (beslenme-üretim ilişkileri-finansal sistem-genetik bilim adı altında ‘dna’ müdahaleleri, insani ilişkiler vesaire) bilen ve tadan son nesil olacağımız açıktır..

..işte bu ‘salgın’ senaryosu ve senaryo gereği dayatılmakta olan ‘yeni nesil yaşam şekli’ ve ‘kural dayatmaları’ bazı durumlar açısından devam eden süreci temsil ederken.. diğer yandan bir başka başlangıcı temsil etmektedir.. her yeni nesilde tekrar ettiğimiz ”hiçbir şey eskisi gibi değil” tekerlemesi işte bu ‘kırılma noktası’ndan sonra ‘gerçek’ olacaktır.. (seksenler ve sonrası)

..artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır!.

Cennet hayalleri için dünyayı cehenneme çevirenler hariç.. ‘tanrı’nın çocukları ile.. biz ‘doğa’nın çocukları (evrimin harikaları) bu ‘tezgah’a izin vermeyeceğiz.. kadim insanlık tarihi ve ‘mit’lerimiz bunu yazar..

..şeytanın renkli hilelerine aldanmayınız!.. benim bir ‘şeytan’ım olmasa da, demek istediğim budur!..

..yeni bir düzen kuruluyor!. ve bu, bildiğimiz ‘insan’ için değil!..

cem yağcıoğlu 12-07-2020

edebiyatgazetesi / kritik eşik

Vitamingiller’den..


“Bilim-Bilmiyim” kurulu üyelerimizin dikkatine… 🇹🇷 Bilimsel Yayın: Bir “Kırıkkale Üniv. ve Fatih Üniv.” ortak yapımıdır. 🇹🇷 (Yeterince yerli gözüküyor. Devam edelim…) 2008 yapımı çalışmamızda, cerrahi maske kullanımının, özellikle uzun süreli ameliyatlarda cerrahların kanındaki oksijen seviyelerine etkisi araştırılmış.

İspanyol Nöroşirurji dergisinde de yayımlanmış… Maşallah, maşallah…🧿 53 cerrahın hepsinde kanın oksijen doygunluğu düşmüş, tansiyon yükselmiş. Yaşı 35’in üstünde olan cerrahlarda kandaki oksijen konsantrasyonu kaybı daha fazlaymış.

Şimdi… Toplu taşımada görevli insanlara, hele de İstanbul trafiği ortamında ve sıcağın alnında maske takma zorunluluğu getiren yetkililer, tüm operatör ve şoförleri mütemadiyen sağlık kontrolünden geçirmiyorlarsa, kanda azalacak oksijen, yükselecek tansiyon sonucu gelişebilecek kazalardan mesul tutulabilir mi dersiniz? Halk/Toplum sağlığını açıkça tehlikeye atmış olmuyor muyuz bu tür gayr-i bilimsel ve mantık dışı uygulamalarla? Hep birlikte düşünelim. Barolar sosyal mesafesiz yürüyüşteymiş, belki onlar da çok geç olmadan düşünür ve bu soruları sorma gereği hissederler.


https://vitamingiller.com/

MODERN İNSAN YANILGISI ve ALGORİTMİK DÜŞÜNCE.. cem yağcıoğlu

..şimdi öncelikle şu anlama açıklık getirerek girelim konuya; yaşadığımız hiçbir şey tesadüf, ya da kendiliğinden olan değildir.. ya birilerinin ‘inanmak’ta ısrarcı olduğu ‘üst akıl’ (yaratıcı); ki varoluşun nedensel kaygılarıyla ortalama her ‘insan’ın ‘inanmak’ta mecbur kaldığı yöntem.. ya da, ‘inanç’ dışında ve ancak, ‘kavrayış’ eksikliğimizden kaynaklı anlamlandıramadığımız bir ‘döngü’; ‘evrim’!. geçmişten yarınımıza uzanan gidişatımızın, bizim dışımızda.. bize olan etkileri!.

..bu, her seferinde ‘insan aklı’ ile yapılagelen ‘teist-ateist’ tartışmasının çok ötesinde, çoğu zaman bir-biri içinde.. çoğu zaman da, bir-biri karşıtı biçimde ‘tezat’ oluştursa da; yine kainatın sonsuz büyüklüğü göz önüne alındığında ‘insan’ın kapladığı, ya da etki ettiği alan, yine hem ‘evrim’sel düşünce, hem de ‘inanç’ bazlı düşünce sistemlerinde benzer tariflerle açıklanır!.

..birinde ‘fani’ denilerek (ölümlü); ki bu tanımlama ile ‘ölümsüz’lüğün, en azından bizim anladığımız biçimde var olduğuna vurgu yapılır ve buna ulaşmak için ‘bir başka yaşam’.. ya da ‘bir başka mekan’ (ölümden sonrası) algısı ile başka bir şey anlatılmaya çalışılır.. ya da, yine ‘evrim’sel düşünce bazında ‘üst akıl’ (yaratıcı) olmadan (ihtiyacı olmadan) süreç içerisinde kazanılacak bir ‘gelişme’den bahsedilir..

..tıpkı birilerinin ‘tekamül’.. ya da başka birilerinin ‘üstün insan’ modeli tanımlaması gibi.. daha havalı olsun diye ‘betimleme’.. ya da ‘imgeleme’ de denilebilir; ancak fazla havalı bir ‘tür’ olduğumuzu düşünmüyorum.. en başından beri..

Bir başka yazımda dünyanın en akıllı insanı ile en geri zekalı insanı arasında matematiksel düzlemde çok büyük bir fark olmadığını söylemiştim.. dolayısı ile ‘inanç’ sistemleri eleştirisi ile, ‘evrim’sel süreç gerçeğine getirilen eleştirilerin; yine kişilerin yaşadığı coğrafya-kültür-eğitim.. ya da eğitimsizlik düzeyleri ile çok ilgili olduğu; ancak işin özü itibariyle ‘evrim’ temelli (yüksekle ihtimal) bilimin ‘big-bang’ teorisi ile, yine ‘inanç’ temelli ‘zerreden yaratılma’ fikrinin eş-değerliği, zeka ileriliği ya da geriliğinin anlamlandırabileceği bir ortak özellik olamasa gerek.. ya da hangi düşünce kulvarından hareket ederseniz edin..

..varacağınız yerin sonunda ya bir ‘üst akıl’ (yaratıcı).. ya da anlamlandıramadığımız matematiksel bir kodlama olacağı aşikar!. işte bu kodlamada bir ‘bilinç’ aramak ‘yaratıcı’yı tanımlarken, yine fazlaca kavrayamayacağımız bir biçimde her hangi bir ‘bilinç’ olmaması, ama yine de -bize göre- düzenli bir işleyişin olması.. Evrim!.

..matematiksel kodlama derken, ‘yeni nesil insan’ın aklına gelen ilk şey, ‘matrix’ olsa gerek (film gibisinden); oysa çoğu ateist ve deist tarafından sıkça konu edilen bu film ve hikayesi; yine dinsel bir kurtuluştan ‘mesih inancı’ ve yine başka bir mekandan (zion) ‘cennet’ inancı ile örülmüş bir hikayeden başka bir şey değildir!. bilgisayar düzleminde ve matematiksel kodlama ile anlatılan ‘eski hikaye’, nedense ‘modern insan’ın ilgisini çekmiş; tüm ‘kitap’lara (mitolojik anlatımlar) ve ‘peygamberlere ve bahse konu olan ‘yaratıcı’ fikrine sırt çevirmişken.. yine ‘aynı hikaye’nin güncellenmiş ‘yeni versiyon’larına (anlatımlarına) ‘müthiş’ nidaları arasında ‘ikna’ olmuş olması..

..ateist olduğunu sanan ‘yeni nesil dindar’lar..

..oysa anlatılan hikaye (mitolojik gerçekler ve eklentileri) aynı.. cennetten cehenneme geldik, tekrar cennete gideceğiz mevzu.. kurtarıcılar, diğerleri ve ‘zavallı halk’ algoritması üzerine işlenen belki on bin yıllık!.. belki de zaman mekan ve hareket algısı -üçlüsünün- bizde (hafızamızda) yaptığı tahrifat üzerinden algılayamadığımız on.. hatta yüz milyon yıllık bir geçmiş.. belki daha fazlası, belki de fazla ve eksik olmadan ‘an’ üzerinden kurgulanmış bir ‘simülasyon’..

..’tanrı’ fikrine ikna olmuş ‘teist’ ve ‘ateist’ler..

..’yeni nesil din’ kavramı.. ‘covid 19’ salgını sonrası ‘yeni nesil yaşam biçimi’ ve yine çok yakın zamanda ‘dünya dışı tehdit’ algısı ile, hepten sinmiş.. hepten yarınından korkar olmuş, kolay yönetilebilir, tek merkezden alınan kararlarla hızlıca yaşam biçimi ve şeklini değiştirebilen ve daha pek çok algı operasyonu neticesinde her yönü ile farklı bir ‘tür’ (insan modeli)..

..daha anlaşılır olması bakımından; yüz yıl evden çıkmayacaksınız deseler, ‘doğrusu bu’ deyip, sokağa adımını atmayacak bir ‘nesil’ yetiştirdiler.. ve işin daha enteresan boyutu; bu ‘ikna’ oluşun bugünden yarına artarak nerelere gidebileceğini tahmin etmek.. ‘lgbti’ ve türevleri ile kadın ve erkeği; daha derinde yatan anlamı ile, anne ve baba figürünü, daha da ötesi ‘aile’yi yok etmek!. (sağ düşünce ve devşirilmiş sol düşünce!)

tez ve anti-tez.. (dayanak noktası ‘modern düşünce ve çağdaş yaşam aldatmacası) ortak noktası ve karşıtı (dogmatik düşünce sistemleri -din-) ..sentez.. sonsuz faşizm.. (kullanılan, dinci örgütlenmeler, diğer yandan ‘liberal sol’ örgütlenmeler..) sonuç (garabet) ilişkisi; ‘yeni nesil muhafazakar’ nesil..

..sahipsiz ve piç nesiller.. yaratmak!. (dayanak noktası ‘modern düşünce ve çağdaş yaşam aldatmacası) ortak noktası ve karşıtı (dogmatik düşünce sistemleri -din-) ..sentez.. sonsuz faşizm.. (kullanılan, dinci örgütlenmeler, diğer yandan ‘liberal sol’ örgütlenmeler..) sonuç (garabet) ilişkisi; ‘yeni nesil muhafazakar’lık..

..ki, geçmişi ve aidiyeti olmayan bir ‘tür’ (cinsiyetsiz insana doğru) ‘ölümcül bir barış’ içinde, mutlu-mesut!.
(dayanak noktası ‘modern düşünce ve çağdaş yaşam aldatmacası..) aslı ile devam…

2020’nin ilk aylarında başlayan (başlatılan) salgın ve ‘sonun başlangıcı’na atılan ilk adımların şahidiyiz..

..özgürleştiğini sanan ‘insanoğlu’.. ya da kızının ‘tek dünya devleti’ fikrine adım adım yürümesi, daha da ‘özgürleşeceği’ni düşünerek, adımlarını hızlandırması oldukça ‘paradoksal’ bir durumdur.. ‘küresel insan modeli‘nin açılımı; yine daha kolay anlaşılır olması bakımından, yüzlerce çiçekten oluşan bir bahçenin, tek başına ‘gül bahçesi’.. ya tek başına ‘lale bahçesi’ olması gibi bir şeydir.. bütün çeşitlerden, kokulardan arındırılmış bir ‘bahçe’; yine insan aklının derinliklerinde kalmış ‘saklı bahçe’ cennet fikrinin içindeki cehennem olmasın..

..her insan felaketine giderken yürünmesi kolay yolları tercih eder.. ya da cehenneme yolculuk öncesi, en güzel kıyafetler giyilir.. (cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.. ünlü söz)

..elbette buradaki ‘cehennem’, ‘din’lerin çıkış noktası ‘derin mitoloji’lerin kaynağında yer alan ‘ceza’ anlamına gelen (ateş-yanmak-kaynamak-eziyet çekmek-sonsuz azap – acı.. daha da acı.. en acı gibi anlamlandıramadığım..) değil.. belki felaket, belki de umulmadık bir ‘gelecek’ karşılaşması olmalı.. sebep-sonuç ilişkisi gibi bir şey; ya da.. hesaplanamayan!. yüzdüğünüz bir derede ‘timsah’ saldırısına uğramak gibi..

..’covid 19′ salgını ister doğal yollardan çıkmış olsun, isterse ‘insan eli’ ile hiç önemli değil; asıl mevzu, sonrası için nasıl bir ‘düzen’ planlandığı ile ilgilidir!. 8 milyar insanın katılımı ile ‘maske’li balo’ düzenleyen ‘WHO’ (dünya sağlık örgütü) sonrası için ne ‘düşünüyor’!. önemli olan budur!.

..’aids’.. ‘ebola’.. ‘sars-mers’.. ‘kuş gribi’.. ‘domuz gribi’.. ‘deli dana’.. ve ilk çıktığı anda bam-başka tanımlamalarla korku ve paniğin yayılması ve pompalanması.. sonradan ‘o da aileden’ denilen bir virüs’ ‘corona ailesi.. enteresandır ‘aile’ kavramının en kuvvetli olduğu ülkelerden birini vurdu.. İtalya!.

..topluluk karşıtı bir ‘virüs’!. tamamen ‘liberal’.. ‘bireysel’ci..

..düşünen ‘insan’ (sayısı çok azaldı.. sebep; küresel ‘çağdaş’ eğitim sistemi (yarı aydın üretimi) diğer bir sebep, ‘dogma’ ve havarileri.. (yeni nesil muhafazakar) ortak nokta, kalifiye bir ’embesillik’.. (moron)..

..düşünen insan, her şeyin farkında; lakin ‘düşünmeyen’ bir ‘büyük kalabalık’ o denli ‘etki’ altında ki.. her şeyin ‘kendi iyiliği’ üzerine kurgulandığı fikrinde ısrarcı.. kurallar.. kurallar.. kurallar..

..oysa toplumsal hayat için olmazsa olmaz olan ‘kural’lar, bir noktadan sonra; ‘özgürlük’lerin kısıtlanması için en iyi, yol ve yöntemdir.. ”bu senin sağlığın için..” olmadı; ”toplum sağlığı için”.. ya da, ”bu sizin güvenliğiniz için”.. olmadı; ”toplumsal güvenlik için”..

..gel de ‘karşı çık’!. yeni nesil suç tanımı; ‘toplum sağlığını tehdit etmek‘!. ya da, ‘toplumsal güvenliğe tehdit oluşturmak’!.

..demiştim; insanları iki şekilde etkisiz hale getirebilirsiniz; birincisi, ‘güvenlik zafiyeti yaratarak!. ikincisi, ‘sağlık’ endişesi yayarak!.

..sistem bugüne değin büyük oranda ‘güvenlik tehdidi‘ ‘terör’ ile işini görürken; bundan sonra daha tehlikelisi ve daha karşı konulması güç olan ‘insan sağlığı’ tehdidi üzerinden iş görmeye başlayacak..

İnsanlığın gelecekteki en büyük felaketi ‘dogma ve bilim’in el-ele verdiği ve aynı masa etrafında toplandığı ‘kurul’lar olacaktır!. (sonsuz faşizmin yönetim kadroları) başlangıç düzeyinde yer alacak olanların ‘vakıflar’ olacağını 2007 yılında söylemiştik)

..yine her ne kadar ‘din’ karşıtı olsam da; kutsal sayılan (zannedilen) metinlerde yer alan ‘şeytan’ imgesinin, bugün her alanda faal ve aktif olduğunu söylemem, düşünsel bazda bir ‘tezat’ oluşturmayacaktır; zira, yukarıda da bahsettiğim üzere; insan aklının sınırları göz önüne alındığında.. zaman-mekan ve hareket algısı (ve hatta yer çekimi olgusunun etkisi) ile, ki bu etki pek çok ‘zaman algısı’ bakımından (binlerce yıl.. ya da milyonluk tarihlendirme hataları)

..yine tekrar edecek olursam, her ne kadar ‘din’ karşıtı olsam da (sonradan dönmem imkansız).. insanlığın geleceğini karartacak olan ‘modern insan’ denen türdür!.

..’modern insan’ aptaldır!. çünkü ‘kural’lar ve ‘kural’lara uymak onun için vazgeçilmezdir ve diğerlerinden böylece ayrıştığını düşünür.. daha anlaşılır olması bakımından, arıza yapmış olan bir trafik lambası, kırmızıda takılı kaldığında ‘karşıya bir şekilde geçme fikri‘ni hayata geçiremez!. belki inanmayacaksınız ama, ben ‘İsveç’li bir çifti karşıya geçmeleri konusunda zor ikna ettim (Alanya).. (işin daha da enteresan boyutu sağda ve solda en az 500 metre mesafede hiç araba olmadığı halde.. bıraksam bekleyeceklerdi..) (Konaklı beldesi yakınları) İsveçli çift bir örnek tabi, böyle bir genelleme kast etmiyorum elbette.. millet ve ülke bazında bu tür genellemelere de karşıyımdır..

..yine elbette, ‘modern insan’ derken genel çoğunluk ‘yarı aydın’dan bahsediyoruz; yoksa ‘düşünen’.. ‘sorgulayan’.. en azından ‘din’lerin karşı çıktığı, oysa ‘bilim’in temelini oluşturan ‘şüphe’ duyma yetisi sahiplerinden bahsetmiyoruz.. ancak bugün ‘bilim’in geldiği noktayı görmek isteyenler açısından tarif edecek olursak; ”siz doktor değilsiniz” yani demek istiyor ki, ‘biz ne dersek o!” nerede ‘şüphe”!.

..yani yarın biri çıkıp, ”siz adaletten bahsedemezsiniz!” diyebilir.. ”neden?” diye soracak olsanız vereceği cevap hazır!. ”siz avukat değilsiniz!’‘.. ya da ”hakim misin!. savcı mısın!”..

..bugün ‘bilim’ adı altında ‘WHO” nun insanlığa dayattığı mantık budur!.

..yani diyorlar ki; ”bu aşıyı olacaksın, ama içeriğinde ne var!. sormayacaksın!”

..işte bu ‘salgın’ sonrası elde ettikleri ilk sonuç; ‘aşı’ karşıtlarının uğradığı yenilgi olacaktır!. grip aşısı ile başaramadıkları ”dünyayı aşılama” fikrini böylece ‘itiraz hakkı’ ellerinden alınmış tüm insanlığa rahatlıkla uygulayacaklardır!. hem de müthiş bir ‘ikna” olmuşluk ile..

..işte bu ve benzeri ‘ölümcül algı operasyonları’na en kolay yem olan ‘modern insan’ denen türdür!. yüzyıl #evdekal deseler.. ”neden” diye sormaz!. hemen ev ortamına adapte olur.. (küresel eğitim sistemi)

..kendisini diğerlerinden daha ‘bilinç’li.. daha ‘akıllı’ sanır!. yüzyıl kırmızı ışığın sönmesini beklemek.. peki söndüğünde ‘yeşil’ yanmazsa?. ne yapacağını bilememek..

..çok bilgili olmak, ama ‘kendi fikri olmamak’!.

..ya da, gerçeklerin etrafından dolaşıp.. yalanların kucağında medeniyet kurmak!. işte ‘modern insan yanılgısı’nın yaratacağı ‘sentez’!. gelecek budur!.

..hayatta kalmak için tüm özgürlüklerden vazgeçmek.. değil mesele; mesele, vazgeçtiğimiz ‘özgürlükler’den gelecek nesillerin haberdar olmayacağı..

..neyi kaybettiğini bilmeyen ‘insan’, onu aramayı akıl etmez!.

..kafeste doğanlar, kafesin dışında bir hayat olduğunu ‘hayal’ edemezler!.

..işte bugün ‘şüphe’den arındırılmış ‘bilim’ ile yine ‘şüphe’den ödü kopan ‘dogmatik düşünce’ el-ele vermiş tekrar eden tarihi yeniden yazma peşinde.. ‘neo’ ve ‘mesih’.. matrix filminde yer alan ‘kurtarıcı’ neo’ya daha yakından bakmak gerekirse, harfler ile bilinç altına verilen mesaj; ‘neo’-‘one’.. yani ‘bir’ ‘seçilmiş kişi’.. ‘tek’..

..namı diğer, ‘mesih’.. ve beklentisi.. hem de modern anlamda.. (algoritmik düşünce) metropol hayalleri..

..işte ‘modern insan’ın yanılgısı burada başlıyor.. dinsel referansların (aslında mitsel) yüzüne bakmazken, matematiksel kodlama ile yazılan aynı hikaye için ”müthiş” ifadesini kullanabiliyor.. işte bu ‘ters gard propaganda’ tekniklerine (toplum mühendisliği) en kolay maruz kalan yine ‘modern insan’ denen türdür.. diğerlerini saymıyorum; onlar zaten ‘beklemek’ üzerine doğuştan eğitimliler..

..son olarak şunu tarihe not düşmeliyim ki; ‘covid 19’ namı diğer ‘corona’ salgını ‘biyolojik saldırı’ takviminin ”11 Eylül”dür!.

..artık insanlığa ‘rahat’ ve ‘huzur’ yoktur!. sonsuz faşizme adım-adım…

cem yağcıoğlu 09-05-2020

edebiyatgazetesi / kritik eşik

ÜTOPYA MI!. DİSTOPYA MI!. cem yağcıoğlu

Şayet geçmişten bugüne dikkatlice bakarsanız; teknolojik ilerleme ile gelenin, refah olmadığını görürsünüz.. emek-üretim ilişkisi sekteye uğrar, bilinen manada emeğe biçilen ‘ücret’ düşer ve gittikçe yoksulluk artar!. o arttıkça ‘açlık’ artar.. durun hemen şu an hem saat hem dakika bazında açlıktan ölen insan sayısını vereyim;

19-04-2020 00.32 – 652 kişi (saate iyi bakın henüz yarım saatte gerçekleşen ölüm sayısı bu!. gün henüz başladı-.. hani bu arada corona’dan dolayı matematiksel verilere alıştık ya, o bakımdan dikkatinizi çekmek istedim)..

..yani işin içine sayılar girince ‘panik’ oluyor insan; zaten bugünlerde yaptıkları da o değil mi!. yönetilebilir bir ‘kaos’, önlenebilir bir ‘panik’..

.. alın size bir rakam daha;

3.878.353Bu yıl bulaşıcı hastalıklardan ölen sayısı.. daha Nisan..

..henüz daha ‘nisan’ ayındayız, dikkatinizi çekerim.. covid19 verilerini çıkın bakalım kaç kalıyor.. evet evet dünya çapında..

..işte böyle, rakamlarla konuşunca insanoğlu.. ya da kızı ‘korku’yor!. ancak bu rakamları azaltma gibi bir dertleri yok!. acaba neden!. gerçi ‘cinsel tercih’lere ‘gökkuşağı’ çizenlerin (ha bu arada kimsenin neyi ne şekilde, nasıl yaptığı bizi ilgilendirmiyor) ‘aids’den vaz geçeceğini düşünüyorsanız, yeni bir ‘salgın’ furyası bakımından.. bu arada kadınlar ve erkekler ayrı evlere derlerse şaşırmayın.. bazı ‘dümbelek’ler anlamasa da, kafaları almasa da düşünebileceğinizden çok daha büyük bir ‘salgın’ ertesi, müthiş bir ‘doğum kontrol’ yasası insanlığı bekliyor.. doğudan-batıya..

..dikkat ederseniz ‘erkek’ nüfusunun büyük bir bölümü ‘tacizci’, ‘istismarcı’ damgası yemiş durumda.. hatta kesmedi, ‘ensest’i de erkeklere.. daha da ilerisi ‘baba’lara öyle bir güzel havale ettiler ki.. kimsenin ruhu bile duymadı.. ‘feminist’ denen yapılar çok sevinçli bu konuda; ama bilmiyorlar ki, baba-çocuk ilişkisinin devre dışı bırakılmasından sonra.. anne-çocuk bağı da koparılacak çok yakında.. ‘kontrollü üreme’.. ardından ‘ihtiyaca göre üretim’.. sırasıyla daha bilimkurgu kavramlarla hedefte olan ailedir..

..aileyi dağıttınız mı.. (evrimciyim aynı zamanda..) insanlığı yok edersiniz.. belki çok basit ‘belgesel’ bir örnek olacak ama.. her hangi bir ‘aslan’ ailesini dağıtın bakalım bir tanesi hayatta kalabiliyor mu!. insan doğadan ayrı düşünülemez; zaten ‘kapitalist bilim’in anlamadığı da budur..

..”gölgesini satamadığı ağacı keserek nereye kadar..” (orijinal söz: Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser!.)

..neyse bunlar ‘cinsiyetsiz insan’ konusu.. gündemimiz ‘salgın’dan devam edelim.. tüm bu furyada hayatını kaybeden insanlara ‘rahmet’ ve yakınlarına baş sağlığı.. bu arada son günlerde yine sıra sıra gelen ‘şehit’lerimize ‘rahmet’ diliyorum..

..mekanları; en çok nereyi arzu ediyorlarsa.. ve orası varsa.. orası olsun dileklerimle..

..bugünlerde; sadece bizde değil dünyanın hemen her ülkesinde ‘aptal kutusu’ndan beslenen zır-cahillerle, ortalama üç üniversite bitirmiş (insan ömrünün yarısından fazlasını neden okuyarak geçirir ki!. o da yaşarsa..) ‘eğitilmiş cehalet’ mensuplarının ‘sağlıkçı’ edasıyla ‘çoçyal meçafe’.. ‘çoçyal meçafe’.. ”off burası çok kalabalık..” ortaklığı canımı sıkmaya başladı!.

..geçen birine ‘görevli misin sen!’ dedim.. ‘öğretmenim, dedi.. güldüm, anlamamıştı dediği mi.. ”benim boşandığım eşim de öğretmendi’, dedim.. ‘ha öyle mi’ dedi.. o zaman yol verdi, ‘buyrun’ dedi.. yani bir ev hanımı ile evli olsaydım; muhtemelen dediğimi -kastettiğimi- anlayacak, tepkisini ona göre verecekti.. (görevli misin derken ses tonumla soru sormamıştım, sonuna ünlem koymuştum oysa..) yani anlatmaya çalıştığım görünmeyen ‘kast’ sistemi her alanda devrede aslında.. bizde ve her yerde; bunu şimdi niye anlattım, şundan dolayı;

..ertesi gün sokağa çıkma yasağı var, haliyle bir kaç bişey almak için markete gittim ve baktım ileride bir kadın; halinden belli, zavallı sıska altmışlı yaşlarında bir adamcağızı köşeye sıkıştırmış, elbette mesafesini koruyarak ”amca evden çıkmayın diye bas bas bağırıyorlar, neden ısrarla dışarı çıkıyorsunuz” ve bir kaç tekrarla ve herkesin duyacağı tonda.. kimseden de ‘çıt’ çıkmıyor.. adamcağız kızara bozara, ”kızım 63 yaşındayım ben” dedikçe.. ”olsun ha 63, ha 65 çıkmayın işte”.. bu daha bir şey değil, asıl bomba şimdi geliyor..

..”nasıl eğitilemez bir şeysiniz ya…” (sosyal medyadan alıntı bir söz muhtemelen) dedi tutamadım kendimi, yukarıdaki diyalog gelişti.. bu kadın ‘öğretmen’di.. terzi de olabilirdi, doktor da veya yüksek en yüksek atom mühendisi de, hiç fark etmez!. burada önemli olan; neyi nasıl anladığın.. ya da anladığının ne olduğu mevzusu..

..ulan bu ‘aptal kutusu’dan her duyduğuna inanan embesil ortaklığının dışarıya çıkıp ‘terör’ estirmesi; ve enteresandır, yine her olay ve durumda vuku bulduğu gibi, ‘büyük kalabalıklar’ın, bu ‘yanlış’lar üzerinden nasıl yönlendirildiği.. ve bu yönlendirmenin ne denli basit yapıldığı fikri ve bu fikrin, nasıl da hemen hayatın içine monte edildiği; ve yine enteresandır, hiç kimsenin garipsemediği, normali bu imiş havası.. işte beni çıldırtan bu!..

..neredeyse kırk yıllık ‘tıpçı’.. hadi orayı geçtik, ‘virolog’ edasıyla ortalıkta salına-salına dolaşması.. ve dikkat edin, burası çok önemli; diş geçirebildiği kimi bulursa (muhtemelen tatminsizlikten, kadın-erkek fark etmez) yüklendiği.. yoksa ilk baştan anladı benim neyi kastettiğimi.. baktı ki ‘pabuç pahalı’, anlamamazlığa vurdu.. buraya kadar olanı, sinirimden anlattım.. bir de bugün ‘pazar’ ya.. sokağa çıkma yasağı da var.. paylaşayım dedim..

..sonra bana kavgacı, diyorlar.. ”desinler değişemem”.. kendimle ilgili kolay kolay tartışma ya da kavgaya girmem, başıma ne iş geldi ise, bu ve benzeri olaylardan ‘hakim bey’!.

..hemen araya gireyim;

251.549Bu yıl suya bağlı hastalıklardan ölenler!. daha Nisan’dayız..

..hani ‘rakam’larla dünyayı alt üst ediyorlar ya.. bunlar da rakam ve ‘gerçek’.. ancak bu sorun ve ölümlerin üzerine giden yok!. acaba neden!..

..yine bu ‘salgın’ ve ‘aşı’ üzerine büyük emek ve özveri ile yayın yapan Vitamingiller’den bir alıntı yapalım.. bu ve benzeri açılamalara gelen; ”evet ama siz bu işi hafife alıyorsunuz, ne yapalım yani.. onu söyleyin de bilelim bari” tarzı yorumlara; ki aynen altında bir tane okumuştum.. hemen ben cevap vereyim!.

”ne yaparsan yap sisteme tamamen ‘sistematik entegre’ olmuş varlık.. kimsenin bu işi hafife aldığı gibi bir durum söz konusu değil.. önce bunu kafana bir sok!. (elbette içinde bir ‘hard disk’ varsa..) bir de bunlara göz atın.. bir de ‘bu yandan’ bakın denmesinin neresi yanlış.. neyin kafasını yaşıyorsunuz anlamadık gitti.. ‘WHO’nun ve ona fon sağlayan vakıf ve insanlık düşmanlarının Gezegen çapında yarattıkları kaoslara.. hadi vazgeçtik.. sadece Afrika’nın başına gelenlere bir baksanız, bir yeriniz mi ağrır!. sonra ben size ‘mal mısınız’!. dediğimde.. dönüp kendime de kızıyorum elbette.. ‘ayıp etmişim’, diyorum.. ama kardeşim nedir her ‘muhalif’ düşünceyi ‘tu kaka’ ilan etmek!. ”sizin çözümünüz ne!.” demek!.

..biz sana ve senin gibi aynı pencereden bakanlara diyoruz ki, bir de üşenme.. gel buradan.. ‘arka pencere’den bak!. kötü mü ediyoruz.. katılmayabilirsin!. elbette böyle bir hakkın var..

..bak sana sayılar veriyorum.. al bir tane daha..

41.723.717HIV/AIDS bulaşmış kişi sayısı (Nisan’dan devam)
502.344Bu yıl HIV/AIDS’in sebep olduğu ölüm sayısı (Nisan’dan devam)

..al bir de bu sayıları şimdi covid 19 ile karşılaştır bakalım.. ne oldu!. nutkun tutuldu di mi!. eee üç apartmandan biri üniversite olursa, oradan sizlerden başka kim çıkabilir ki..

..bu da sana ‘bonus’ sayı olsun, al bakalım..

2.271.490Bu yıl 5 yaş altında ölen çocuk sayısı

..neyse biz Vitamingiller’den yaptığımız alıntı ile devam edelim..

-İtalyan İşi Panikdemi Krizi –


vitamingiller..

İtalya’nın Sağlık Bakanı Prof. Walter Ricciardi: “Ülkemizde ölüm vakalarının kodlanmasında oldukça bonkör davranılmakta olup, hastanede hayatını kaybedip de kendisinde k.o.rona v-irüs saptanmış herkes k.o.rona v-irüsten ölmüş kabul edilmektedir.” “Ölüm raporları Milli Sağlık Enstitüsü’nce yeniden değerlendirildiğinde aralarından yalnızca %12’sinin doğrudan k.o.rona v-irüse bağlı ölümler olduğu, ölenlerin yüzde 88’inin ise asgaride 1, çoğunluğunun ise 2 yahut 3 eşlikçi hastalığa sahip kimseler olduğu tespit edilmiştir.” İtalya’nın, kendi itiraflarıyla %700 kadar şişirilmiş ölüm rakamlarıdır bütün bu akılalmaz, mantıkla bağdaşmaz, distopik karar ve uygulamaların, “#evdekal‘ışınızın, sosyal mesafeciliğinizin fişeğini ateşleyen.

vitamingiller

Şİmdi ABD’den bir doktor ve aynı zamanda eyalet senatörünün CDC’nin doktorlara dayattığı uygulamalarla ilgili söylediklerine bakalım. İzlerken hep “acaba Türkiye’de işler nasıl yürüyor” diye düşünmeden edemiyoruz, ya siz?

vitamingiller

Yavaş yavaş itiraf edilmeye başlandğı üzere, başta İtalya olmak üzere, ölümlerin yüksek seyrettiği ABD’de de hastaların İLK İŞ olarak solunum cihazına bağlanmasının sebeplerinden biri, hastanın etrafa v.ir.üs saçmasını ve hastane personelinin / doktorların hasta düşmesini önlemek… Karantina gerekçesiyle aile bireyleri ile dahi kontakları kesilen hastaların invazif, gerekliliği tartışılır ilaç ve tıbbi cihazlarla yürütülen tedavilerinde yanlış adım atılmışsa dahi, kimsenin bunu bilmesi, görmesi, sorgulaması mümkün değil.

vitamingiller

Videosunu izleyeceğiniz ABD’li doktorun bir diğer açıklaması ise, “Amerikan işi” sağlık krizinde gerçekte neler olup bittiğine dair fikir veriyor bizlere.

vitamingiller

Şöyle ki, C.O.V.I.D teshisi ile yatırılan hasta başına hastaneler sigortadan 13.000 dolar toplu ödeme; o hasta solunum cihazına bağlanırsa da 39.000 dolar alıyor.

vitamingiller

..Konu ile ilgili videoya ‘ana sayfa’dan (www.kritikesik.com) adresinden ulaşabilirsiniz.. (karşınıza çıkan ilk video)

..cehaletin ve bağnazlığın ‘eğitimle’ birleşmiş hali (eşitsizlik üzerine kurulu kapitalist eğitim-yine eşitsizlik üzerine kurgulanmış kapitalist sağlık.. kısaca gerçek ‘virüs’ liberalizm) geleceğin ”totaliter rejimi” için, ‘sivil askerler’ yetiştirmekte.. ‘devletler’den daha büyük bir düşman, daha acımasız ve daha kuralcı ve daha sistematik bir şekilde gelmekte.. güçlü devletler çaresiz bırakılarak ‘insan bilinç-altına’, sözüm-ona ‘kapitalist’ sistem çöktü, ‘sosyal devlet’ ihtiyacı gündeme geldi mesajı verilmiştir!. ki; işte insanoğlu.. ya da kızını bekleyen en büyük ‘tehlike’ de burada yatmaktadır!.

..fikirsel bazda ve yaşam tarzı bakımından bir ‘devlet düşmanı’ olsam da, yerine konulmaya çalışılan ‘sosyal ve tek devlet’ anlayışının ‘bilimkurgu’ bir hayal olduğunu (ütopya) (sınırlar kalkacak – dünya vatandaşı olacaklar sanrısı) düşünenler büyük bir ‘yanılgı’ içindedir.. uluslararası göç hareketleri (mülteci akınları) yine bu planın ayrı bir parçası olarak işlemekte; insanları ‘ırk’, ‘millet’ ‘dil’ bakımından ‘tek tip, yani ”melezleştirme” ve ‘din’ bağlamında (dinler arası diyalog vazgeçemeyecekleri bir gerçektir.. şu an ertelenmiş olsa da, ‘tek yaratıcı’ bağlamında birleştirilecektir) Yani bugün sözüm-ona devlet başkanları tarafından halka vaat edilen ‘tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek din’ fikri, uzun-orta-kısa vadede ‘tek dünya devleti’ fikrine evrilecektir..

..ee bunca adaletsizliğe ve üzerine eşitsiz yaşam koşullarına ‘isyan’ın kontrollü bir adrese yönlendirilmesi esastır.. ön-hazırlık, yine bazı ‘anlamazlar’ bakımından ‘komplo teorisi’ olarak algılanmakta.. onlar da bir bakıma haklı.. iki kelime kitap okuyan ahkam keserse.. video çekerse; onca saçmalığın arasından ‘gerçek’lere ulaşmak imkansız olur.. kimse de bunun için vakit ayırmaz.. (elbette ayırmalı, şu anki ‘bilinç’ eksiksiz gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.. en azından bir kısmına.. o da yeter..)

..bu süreç içerisinde ‘salgın’ hastalıklar, ‘salgın’lardan ölümler, (bugünkü rakamlarla boy ölçüşemeyecek büyüklükte) doğal deprem.. ya da tetiklenen büyük depremler ile yaşanacak olan ‘soy-kırımlar’.. ‘yapay seçilim’in (öjeni) standart bir uygulamaya geçirilmesi ve insanların bunu kanıksaması.. daha da ilerisi, haklı bulması.. (bugün küçük bir ‘piar’ı yapılmıştır ve enteresandır, bu denli bir ‘uyum’ ve ‘itaat’i ‘onlar’ bile beklemiyordu, bundan eminim).

..sokaklar ‘ikna’ olmuş kalabalıklarla dolu.. ya da evler!. -gitarının teli koptuğunda ne yapacak merak ediyorum-.. ne yapsın onlar da.. bazıları ‘kurallara uymak’ için doğmuştur!. (şimdi bu cümleyi farklı anlayanlar olur diye açıklıyorum.. gerçi bazıları da ‘yanlış anlamaya meyilli’ doğuyor ya; neyse.. demem şu ki; elbette olağanüstü durumlarda herkesin toplum sağlığı olsun.. toplum güvenliği olsun uyması gereken kurallar vardır, olmalıdır da.. başka bir şey anlatıyoruz.. (ha sen biliyorsun.. ne güzel işte, hadi bakalım sen de anlat.. ha keman çalmayı seviyorsun ama çalamıyorsun de mi!.. ya işte öyle, e işte burada hazırı var, al onu kullan, onu paylaş, madem bu kadar farkındasın.. sıkma canını ben de çalamıyorum keman.. ama çalmaya da yeltenmiyorum..

..çünkü haddimi biliyorum..

..az önce, sokaklar ikna olmuş kalabalıklarla dolu, demiştim.. arada yine roman yazdım.. elimden kaçtı..

..ama ‘eve hapsolmaktan’ bu derece memnun olmak neyin kafası.. ben anlayamadım.. ben bunlara ‘mall of..” kafası diyorum..

Bugün dangalağın biri çıksa; dört kere ‘prof’ beş kere ‘profiterol’ ve dese ki; ”artık 65 yaş üzeri kimse sokağa çıkmayacak.. herkes evinde ölecek”..

..size yemin ederim; zır-cahil ve ‘eğitilmiş cehalet’ buna itiraz etmez, emin olun etmez!. ve karşı çıkanlara ne derler, biliyor musunuz!. ”sokakta ölmeleri daha mı iyi”.. başka verecekleri bir cevapları olamaz!.

Bugüne değin -bilinen ya da öğretilen tarih aralığında- Dünya’yı ‘dogmatik’ düşünce.. yani ‘din’ yönetti!. (4300 din) sayılar sayılar.. şimdi daha tehlikelisi geliyor.. din ve bilim ele-ele.. karşı konulamaz bir ‘güç olma’ peşindeler!.

..elbette ‘gerçek’ anlamda ‘bilim’ ve bilim adamlarından bahsetmiyoruz.. biz sadece içinden ‘şüphe’ arındırılmış ‘bilim’in.. ne denli bir tehlike yaratabileceğinden bahsediyoruz.. elbette anlayana..

..’şüphe’nin.. sorgulamanın, cevap aramanın, soru sormanın ‘yasak’ olduğu bir ortamda, gerçek anlamda bir ‘bilim’ olabilir mi.. bugün insana dayatmaya çalıştıkları fikir budur!. biz ne dersek o!.

..yok öyle bir dünya.. en azından bizim yaşadığımız alanda mevcut değil..

..bugün bana küfr edenlerin torunları.. elbette ‘bilinç soykırımı’ndan kurtulanlar.. ben inanıyorum ki, ‘iade’yi itibarda bulunacaktır.. kime ne faydası olacaksa..

..cehalet ile ‘eğitilmiş cehalet’ el-ele verdiğinde, kimse güvende olmayacak!..

..çok uzattım farkındayım; ancak son olarak şunu söylemeliyim ki, ‘dünya vatandaşlığı’ denen ‘ütopik’ düşünceye kanmayın.. prim vermeyin!. söylenince kulağa hoş geliyor.. ancak şunu unutmayın ki; insanoğlu, ya da kızının ‘bilinç seviyesi’, düzeyi ya da.. ya da diğer hiçbir özelliği, gezegenimizde yaşayan diğer canlılardan çok yukarılarda değil.. henüz evrimin başlarındayız, kendimize göre ‘ilerledik’ elbette.. hani herkesin eğlenerek bir birine aktardığı bir anekdot vardır ya;

..’ben seni s..” biliyordum.. evet evet aynen durum bu..

..evet işte, biz henüz o düzeydeyiz.. ya gezegen yanlış.. ya da sistem.. ama daha ‘bebek’ bir canlı bile değiliz, yolun çok başındayız.. işte tehlike de burada başlıyor.. yer, gök, yağmur, çamur tanrılarını geçtik, ‘ra’ ‘ma’ onları da geçtik, birinde karar kıldık (kendimi katmıyorum).. şimdi bir de başımıza ‘insan tanrı’lar çıktı!..

Gezegenin geleceği.. ya da insanlığın geleceği ile ilgili kararlar almalar.. millete dikta etmeler.. alın size bir rakam daha.. hiç bunlarla ilgili bir seferberlik, dünya çapında bir fikir birlikteliği, dayanışma gördünüz mü!..

..sigara yasağında ve covid 19 salgınında müthiş bir organizasyon, imrenilecek bir birliktelik mevcut.. sigara sağlığa zararlı, hiç bir zaman aksini savunmadım.. ama ‘yasak’ konusunda bu denli bir ‘ittifak’ görünce; bu işin de farklı bir yönü olduğunu yaklaşık on yıldır söylüyorum..

..bakalım işin aslı ortaya çıkınca ‘hangi yabancı yazar’a ithaf edecekler benim sözlerimi..

..sayılardan devam..

10.804.915.917Bu yılki karbon dioksit CO2 emisyonu (ton) Nisan..
3.587.934Bu yıl çölleşen toprak (hektar) Nisan’dan devam..
2.927.867Bu yıl salınan endüstriel zararlı atık (ton) Nisan’dan..

..işte insanlığın geleceği hakkında karar alma peşinde olanların sorumlu olduğu rakamlar bunlar.. bu rakamlardan Suriyeli.. ya da Afgan göçmen sorumlu olamayacağına göre..

..neyse en son bitireyim dediğim paragraftan buralara geldik.. ama yine son bir şey daha söylemem gerekirse; söz, bu son..

..’küreselleşme’ tuzağı; ‘yeni dünya düzeni’nin, fikir babalarınca ‘büyük kalabalıklar’a sunulan ‘ütopik’ bir aldatmacadır!. yolun sonu ‘distopya’ya (totaliter rejim) çıkar!.

..’komün’ fikrinden (yetersiz bakiye ‘sosyal devlet fikri), hareket eder ‘sonsuz faşizm’e gider..

sağlıkla..

not: salgın var, olabildiğince dikkatli olalım, hasta ve yaşlılara daha fazla özen gösterelim.. yaşanılan budur..

not: yazıda verilen rakamların yer aldığı adres:
https://www.worldometers.info/ (güvenilir bir kaynaktır..)

cem yağcıoğlu 19-04-2020

edebiyatgazetesi / kritik eşik

KÜRESEL SAĞLIK TERÖRÜNE KARŞI BİLGİLEN!..VİDEO.. vitamingiller..

Yayınladığımız bu video ve diğerlerinde büyük bir emek ve özveri saklıdır.. hemen herkesin tek amacı ‘insanoğlu ya da kızının doğru bilgilendirilmesi içindir.. istediğinize inanabilirsiniz; ancak şunu bilmelisiniz ki, tröstler ve sahipleri sizler için gerçek anlamda ‘sağlık’.. ya da ‘afiyet’ dilemezler!.

..iyi düşünün..

..elbette yaratılan durum için tedbirlerinizi alın, ‘biz’ her şey süt-liman demiyoruz; ancak yaşanan ve yaşatılan bu günlerin sonunda insanlığa çıkarılacak olan faturadan bahsediyoruz!.

..küresel sağlık terörü ile ‘değişim’ süreci başlamıştır!. sosyal yaşam, finans, üretim emek ilişkileri, küresel sermayenin önlenemez yükselişi, sözüm-ona ‘sosyal devlet’ ihtiyacı ile totaliter rejimlerin (doğrusu tek dünya rejimi) faşizmi (sonsuz faşizm) aratmayacak sözde toplum sağlığı ve geleceği ile ilgili alacak oldukları ‘iz’ansız kararlar ve uygulamalar!.

..hepsi.. hemen hepsi ‘ikna’ yolu ile hayata geçirilecektir!..
ELBETTE YARATILACAK OLAN KORKU!. yani ‘TRAVMALAR’LA!..

kritik eşik..

video çeviri: Asena Devlet-Vitamingiller.. (teşekkürler..)

Dr. A. Kaufman’ın Forensik P(l)andemi Analizi

Gerçekler Karantina Altında – VİDEO ‘Yeni Biyoloji’ akımı ile ‘mikrop’ üzerine yepyeni perspektifler gelişiyor ve ‘virüs’ tanımı yeniden yapılıyor.
Bize düşen duygusallığı bir tarafa bırakıp tıbbi kanaat ve inançlar ile bilimsel gerçek arasındaki farka odaklanmak ve sadece KANIT üzerinden yol almak.

Pastör’ün silaha dönüştürülmüş ‘mikrop teorisi’ üzerinden sağlığımıza karşı açılmış savaş, ispatsız varsayımlarla beslenerek küresel boyutta medikal sıkı yönetime dönüştürülmüş durumda.


Virüsün ne olduğu ile ilgili hakim 3 görüş var artık, işlevleri konusunda da yayınlar, makaleler… Bunlar arasından sizler için seçtiğimiz bir kamp der ki, ‘Virüs Biziz’.


Bugünün karikatür niteliğinde sığ ama hakim görüşü ne diyor? Virüs canlı olmadığı(!) halde dışarıdan “kapılan”, amansız ve kontrolsüz şekilde hücre içinde çoğalıp tek amacı tuttuğu konağı öldürmek olan görünmez bir düşman…

Yeni Biyoloji akımının öncüleri diyor ki, ‘virüs’ dediğimiz şey kendi hücrelerimiz tarafından tehdit anında diğer hücreler ve hatta diğer canlılarla haberleşme sağlamak üzere üretilip salınan kısa mesajlar!

Kendi hücrelerimizin bir parçası yani bu yapılar ve bizi yıkmak için değil, arındırmak ve onarmak için varlar.

Doğru mu yanlış mı? Araştıralım, görelim… Bu arada, eğer bu yaklaşım doğruysa ve Virüs demek İnsan demekse… teknokratların açmış olduğu savaşın hedefinin ne olduğunu, namlunun ucunda kimin durduğunu düşüneduralım… bu sonsuz karantina günlerinde..

orijinal yazı ve video içeriği:
https://vitamingiller.com/viruse-karsi-savas-insanliga-karsi-savastir/

Asena Devlet‘e teşekkürlerimizle..

kritik eşik